📚Bir Yaprak Düştü #2

Ocak 11, 2020

İlk bölümünü okumak için: LINK

Bölüm II

Her zaman istediğim şeylerden biriydi kuş olup uçabilmek özgürce. Bazen uçardım ama bu farklı anlamlarda olurdu. Bazen mutluluktan uçardım, bazen sıkıntıdan kafam duman olur puf diye uçardı. Ama kanatlara sahip olmak? Bir güvercine dönüşmek? Daha şehrimden başka şehre adımımı atamamışken dünyadan uçup gitmek... Hemde bir kraliçenin ardından... Hiç bilmediğim diyarlara doğru yol alırken kendimi hiçliğin ortasında gibi hissettim. Ama nereye kaçabilirdim? Dünyada güvercin olarak dışarılarda nasıl yaşarım bir fikrim yok, anında bir kedinin midesinde bulurum kendimi. Hem zaten dünyayı da kaybettim artık. Simsiyah bir hiçlikte uçuyoruz. Sadece dünyadayken gökyüzüne baktığımda görünen o yıldızlar gibi hep uzaklarda beyaz parıltılar görüyorum.

Ne kadar saat geçti bilmiyorum. Ne kadar zamandır kanatlarımı çırpıyorum hiçbir fikrim yok. Artık çok yorulmuştum. Ne kadar kaldığını sorsam mı sormasam mı tereddütteydim tam ki yanımdaki güvercinler beni durdurdu. Kraliçe ise yoluna devam etti. Yine sanki bırakın saatleri, yıllar geçti gibi geldi ki bir şey parıldadı. Parıltı büyüdükçe büyüdü. Gözlerimi acıtmaya başladığı için gözlerimi kapattım. Bakamıyordum. Yanımdaki güvercinler kesinlikle gözümü açmamamı söylediler. Onlardan aç komutu gelince açacakmışım gözlerimi. Gözlerim bir süre kapalı durduktan sonra uyandığımı düşünmeye başladım. Evet, bu olanların hepsi rüyaydı ve şimdi uyanıyordum. Çünkü benim dünyama ait sesler işitmeye başladım. Su sesi geliyordu, rüzgarı hissediyordum, sabah güneşi de üzerimdeydi, kesinlikle hissettiğim buydu. Güneşin sıcaklığı... Çatı katındaki odamda her sabah güneş ışığının yatağımı kaplamasıyla uyanırdım. O zamanlar şikayet ederdim bu durumdan, özellikle de yazları. Yüz üstü uyuduğumdan dolayı her sabah yatağımın yanındaki küçük kare camımdan güneş kendini misafir eder bir de utanmadan sırtımı ısıtır hatta bazen yakardı. Uçmaya başladığımdan beri ise her şey daha soğuk ve karanlık. Düşünürken bunları kuşlar göz açma yasağımı kaldırıyorlar. Gözlerimi açtığımda ise gördüklerim karşısında bir baygınlık geçiriyorum.

Ne kadar zamandır baygın kaldığımı bilmiyorum. Gözlerimi açmaya başladığımda çocukluğumda çok tanıdığım bir hisse kapılıyorum. Yarı baygın halde kendime gelmeye çalışıyorum. Her gözlerimi açışımda her şey dahada belirginleşiyor. Önce sadece ışıltı, sonra kuş sesleri, sonra üzerimde bir insan sülieti. Saçlarımı okşuyor. Tıpkı üç sene önceki gibi. Annem kanserden ölmeden önce her gece yatağıma yattığımda uyumadan önce yaptığı gibi... Birden panikleyip hemen yattığım yerden doğruluyorum. Burası benim odam değildi. Burası bayılmadan önce güvercinlerle yol aldığım yere de hiç benzemiyordu. Çok geniş bir patikanın ortasında duruyordum. Ağaçlar yapraklarını dökerek uzun bir patikaya yolluk olmuşlar. İleriye bakıyorum patikanın sonunu göremiyorum, geriye bakıyorum yine göremiyorum. Patikanın etrafını saran ağaçlara bakıyorum. Bu ağaçlar benim hatırladığım ağaçlara pek benzemiyor. Bu ağaçların gövdeleri çok uzun. O kadar uzun ki başımı göğe doğru kaldırdığım zaman yapraklarını tek tük görebiliyorum. Ama çok yukarılarda bu ağaçların birbirine sarılmış olduğundan da hiç kuşkum yok çünkü her yer karanlık. Şaşkınlığımı biraz olsun atlattığımda az önce saçımı okşayan kadın geliyor aklıma. Hemen onu arıyor gözlerim. Patikanın diğer ucuna gitmiş neredeyse. Koşarak yetişmeye çalışıyorum. Arkasından sesleniyorum ama çok uzaklaştığı için duymuyor beni. Daha da hızlanıyorum. Ne kadar koşarsam koşayım sanki yerimden hiç kıpırdamamışım gibi. O aynı uzaklıkta yürümeye devam ediyor, bense koşarken bir çok ağacı geçmiş olduğumu fark ettiğim halde durduğumda her şey aynı kalıyor.

Yorulmaya başlıyorum ama bu kadını çok merak ediyorum, üstelik etrafımda da başka kimse yok! Koşmaya devam ediyorum. Koşuyorum, koşuyorum ve koşuyorum. Sonunda nefessiz kalıp yere atıyorum kendimi. Ağlamaya başlıyorum. Birden aklıma bu kadının saçlarının bal rengi olduğu geliyor. Bal rengiydi eminim. Baygınlıktan sonra gözlerimi ilk açtığımda güneş ışığının ağaçların arasından olduğumuz yeri aydınlattığını daha sonra da sanki güneşten bir parça düşmüş de bu kadını yaratmış gibi uzun bal rengi saçlarını hatırlıyorum şimdi. Birden ağlamayı kesip olanca gücümle bağırıyorum: "Anne neden benden kaçıyorsun?"

----------
Devamı gelecek...





6 yorum

  1. ya heyecanlı ama daha çok da duygulu bir bölüm olmuş. burnum sızladı valla. anne ve bal kadın. neden kaçıyor, güvercinler. senin bu hayal dünyan ve yazı dünyan çok kendine özgü aman hiç kaybetmee :) ay zamanın olunca bizim öyküye de katııl yaaa :) sonra başka öykü etinlikleri de olacak :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Deep. Biraz eksiklikler var tabii, amatörce daha ama bakalım :) Zamanım olduğunda katılacağımdan emin olabilirsin...

      Sil
  2. seni mimlediiiim yaa, istersen ve zamanın olursa yapsanaa :) bu sene bikaç ortak öykü etkinliğimiz daha olcak, katılırsın onnaraa :)

    YanıtlayınSil
  3. önce ilk bölüme gittim hatırlamak için sonra gelip bu bölümü okudum yine çok heyecanlı gizemli sanki rüya gibi masal gibi ama daha da derin şeyler var içinde :) duygulu bir bölüm olmuş ve yine gizemli bitmiş anlatımın hoş :) güneşi tasvir edişini ve kadını güneşten düşen bir damla olarak anlatışını sevdim :) güneş gökyüzü ve bu tür şeyleri tasvir etmeyi ve düşünmeyi çok severim ben de :)

    YanıtlayınSil

Hakaret içeren ya da rahatsızlık verici yorumlar ve gönderiden alakasız yorumlar paylaşılmayacaktır.

Yorumunuz için teşekkür ederim.