📚 Thomas More'un Utopia'sı Üzerine...

Mart 15, 2020

Thomas More'un Utopia'sı son zamanlarda okuyupta en çok ilgimi çeken kitap oldu. Okumayı düşünüyorsanız okuduktan sonra bu gönderimi okumanızı tavsiye ederim çünkü kitaptaki düşüncelere karşı düşüncelerimi ve eleştirilerimi yazacağımdan dolayı içerik hakkında spoiler verebilirim.

Yazı içeriği:
➩Kitap ile ilgili genel bilgiler
➩Kitabın konusu
➩Yazar hakkında
➩Alıntılar ve kitap değerlendirmem


Genel Bilgiler

Kitap ismi: Utopia
Yazar: Thomas More
İlk yayınlanma tarihi: 1516
Yayınevi: cem yayınevi
Yayınevi tarafından yayınlanan tarih: 5. Basım, Nisan 1997
Tür: Felsefe, kurgu, politik, hiciv
Sayfa sayısı: 159
Kitaba başlama tarihim: 4 Mart 2020
Kitabı bitirme tarihim: 14 Mart 2020
Puan: 5/4
Arka kapak açıklaması:

"...Utopia'nın kurumlarını başka uluslarınkiyle karşılaştırınca bir taraftaki bilgeliğe ve insanlığa hayran olmaktan, öbür taraftaki akılsızlığa ve barbarlığa vahlamaktan kendimi alamıyorum."
Thomas More
Cem Yayınevi, daha önce Çan Yayınları'nda 1964 ve 1968 yıllarında iki baskısı yapılan Utopia'nın yeni basımını sunar. Kitap, Sabahattin Eyuboğlu ve Vedat Günyol tarafından bir imece çalışması sonucu dilimize kazandırılmıştır.

Kitabın Konusu

Thomas More'un kendi kafasında kurduğu ütopyasından yani Thomas More'a göre ahlaklı, düzenli ve en iyi toplum yapısından bahsediliyor. Kitabın başlarında bir grup insan politika ve siyaset hakkında felsefik olarak yapılan tartışmalar ve daha sonrasında gezgin ve bilgin olan Raphael'in gezip gördüğü yerleri dinlerler. En son Utopia'ya sıra gelir ve Utopia geri kalan tüm kitabı kapsar.

Yazar Hakkında

Thomas More
Not: Yazarın tüm hayatını okumak için metnin yanındaki pembe kaydırma çubuğunu aşağıya doğru çekiniz.
Thomas More, (tahminen, 7 Şubat 1478, Londra - 6 Temmuz 1535, Londra), İngiliz devlet adamı, hukukçu, filozof, Rönesans dönemi hümanist yazar. Anglikan Kilisesi'nce "aziz" olarak kabul edilmiş ve "şehit" ilân edilmiştir. 1516'da yazdığı "Ütopya" başlıklı eserinde, hayalî bir adada kurguladığı bir ülkenin siyasi sistemini, "ideal" olarak tarif eder. More'un Kral VIII. Henry'nin İngiliz Kilisesi'nin başına geçme niyetine ilke olarak karşı çıkması, kendi siyasi kariyerinin sonunu hazırlayıp hain olarak idam edilmesine sebep oldu. Ölümünden 400 yıl sonra, 1935'te Papa XI. Pius tarafından da "aziz" ilan edildi.

HAYATI
Kabul gören tahmine göre 7 Şubat 1478'de, Londra'da doğdu. Babası dönemin önemli bir yargıcı olan Sir John More'dur. Ailesi sonradan aristokratlık kazanan, burjuva kökenli bir aileydi.

1490-1492 yılları arasında Canterbury Başpiskoposu John Morton'nun hizmetine girdi ve burada eğitimine başladı. Bu dönemde Rönesans'tan da etkilenmeye başladı. Eğitimini tamamladıktan sonra Başpiskopos Morton'un sayesinde Oxford Üniversitesi'ne girmeye hak kazanan Thomas More, burada geçirdiği 2 yılda yazılar yazmaya başladı. Antik Yunan ve Latin edebiyatına ilgisi de bu dönemde başladı. Ancak bu 2 yılın ardından babasının ısrarıyla Oxford'u bırakıp Londra'ya geri döndü ve 1496 yılında hukuk öğrenimi görmeye başladı. 21 yaşında geldiğinde bir avukat olarak Londra Barosu'na kaydoldu.


Kaynak: Vikipedi

Alıntılar ve Kitap Değerlendirmem

Öncelikle ütopyanın ne olduğundan bahsedelim. Ütopya; bir insanın kafasında kurgulamış olduğu ideal bir toplumdur. Tamamen özneldir çünkü herkesin siyasi, politik ve dini bakış açısı farklıdır. Muhtemelen bu kitabı okuduysanız ya da okuduğunuzda ütopyanın neden imkansız olduğunu da anlayacaksınız. Çünkü okurken muhtemelen katıldığınız birçok konu olurken aynı zamanda katılmadığınız da birçok yer olacaktır. 1516 yılında yazılmasıyla çok ilgisi yok. Tabii ki zamanının özelliklerini yansıtan birçok şey var Utopia kitabı klasikler arasında ve evrenseldir. Yine okuduğunuz zaman anlayacaksınız ki 1516 yılında yazılmasına rağmen şu zamana ne kadar çok benziyor. 

Gelelim şimdi bazı alıntılara. Alıntılar yaparken bazı eleştirilerde de bulunacağım:

Ölüm cezası böylesi durumlarda hem haksız, hem yararsızdır. Öldürmek hırsızlığı cezalandırmak için çok ağır, hırsızlığı önlemek içinse çok hafif bir cezadır. Her çalan ölümü hak etmedikten başka, açlıktan ölmemek için çalan adama en korkunç işkenceleride yapsanız yine çalar. Bu konuda İngiltere'nin ve daha birçok memleketin adaleti, öğrencileri yetiştirecek yerde döven kötü öğretmenlere benziyor. Hırsızlara en ağır cezaları verecek yerde, toplumun bütün üyelerine yaşama olanaklarını sağlasanız ve kimse kellesi pahasına çalmak zorunda kalmasa daha iyi olmaz mı?
Syf: 24
Şu an ölüm cezası yok ama onun yerine bir hayatı bomboş bir şekilde hapishanede geçirenler yerine sayalım. Hatta bu daha kötüsü ölümden. 
İnsanları yönetmekte pek ileri gitmiş olan Romalıların ceza sistemini bilirsiniz. Onlar ağır suçluları süresiz köleliğe, taş ocaklarında, madenlerde zorla çalışmaya mahkum ederlerdi. Bu ceza yolu adaletle halkın yararını uzlaştırmış oluyor. 
Syf: 34
Hapishanelerde o kadar boş ve gereksiz bir şekilde duran onca insan gerçekten de neden bu şekilde cezalandırılmıyor? Hem onlar bir şeylerle uğraşırlar hem de alıntıda belirtildiği üzere memlekete bir hayırları dokunmuş oluyor. Şu anda kimi ülkelerde böyle bir sistem var ve Türkiye'de de uygulanması gerekir bence...
Günün birinde filozoflar kral ya da krallar filozof olursa, insanlık o zaman mutluluğa kavuşur. Filozoflar krallara öğüt vermeyi bile küçümserlerse o mutluluktan çok uzaktayız demektir.
Syf: 43
Mutluluktan, akıldan ve mantıktan da uzağız demektir. 

KRAL İÇİN YÜZKARASI, HALK İÇİN CEHENNEM ARIYORSUNUZ. EFENDİNİZİN ŞEREFİ VE SAĞLIĞI KENDİNİN DEĞİL, HALKIN ZENGİN OLMASINA BAĞLIDIR. İNSANLAR KRALLARI İNSANLARIN YARARI İÇİN BAŞA GETİRDİLER, KRALLARIN YARARI İÇİN DEĞİL. KENDİLERİNİ RAHAT YAŞATACAK,  SALDIRIDAN, SÖVGÜDEN KORUYACAK GÜÇLÜ BİR DAYANAK İSTEDİLER. KRALIN EN KUTSAL ÖDEVİ, KENDİNİNKİNDEN ÖNCE HALKIN MUTLULUĞUNU DÜŞÜNMEKTİR. SADIK BİR ÇOBAN GİBİ KENDİNİ SÜRÜSÜNE VERMELİ, ONU BESLEYİCİ OTLAKLARA SÜRMELİDİR.
Syf: 49

Malın mülkün kişisel bir hak olduğunu, her şeyin parayla ölçüldüğü bir yerde toplumsal adalet ve rahatlık hiçbir zaman gerçekleşemez. 
Syf: 55
Herkes bilir ki, bütün canlı varlıklarda, açgözlülüğün nedeni ya korku ya da yoksulluktur. İnsanda ise, bazen yalnız kendini beğenmişlikten gelir açgözlülük.
Syf: 81
Utopia'lılar, özgür yurttaşlarına hayvan kestirmezler. Çünkü hayvan öldüre öldüre insan huyunun en tatlı yönü olan acıma duygusunun, yavaş yavaş körleşip yok olacağını düşünürler.
Syf: 82
Altın ve gümüş bu memlette, tabiatın onlara verdiği değeri taşır sadece. Bu iki maden demirden çok daha aşağı görülmekle beraber, insan için su ve ateş daha yararlı sayılır. Az bulunlarından ötürü değerli sayılmaları insanoğlunun çılgınlığına verilmeli. Tabiat, o eşsiz ana, altın ve gümüşü yararsız, boş nesneler olarak çok derinlere gömmüş: oysa, havayı, suyu, toprağı, iyi ve gerçekten yararlı olan her şeyi gözler önüne sermiştir.
Syf: 90
"bu memlekette" diyerek Utopia'yı kast ediyor. Doğanın zenginliğini gören kim ki kendi zenginliğinden başka hiçbir şey göremeyen bu insanoğlunun? 
Utopia'lılar aklı başında insanların, yıldızlar ve güneş dururken, bir incinin ya da bir elmasın cılız pırıltısına düşkünlüklerine şaşırdılar. Bir koyunun sırtında taşıdığı yünün en incesinden yapılmış giysiler giyiyor diye bir insanın daha soylu, daha değerli olacağını sanması deliliktir onlar için. (syf: 93) ... Bir de şuna şaşırıyolardı: Nasıl oluyor da, bir eşek kadar bile kafası işlemeyen vicdansız, ahlaksız, budala zenginin biri, sadece birkaç torba altını var diye, akıllı dürüst bir sürü insanı buyruğu altında köle gibi kullanabiliyordu.
Syf: 94
Bu en sevdiğim alıntılardandı kitapta. Vah halimize 1516 yılından beri bir adım ilerleyememiş miyiz yani? Baştada söylediğim gibi kitap klasikler arasında ve evrensel. Daha birçok şu anla ilişkilendirebileceğimiz tartışmalar, felsefik görüşler içeriyor kitap. Karşı geldiğim hiç mi bir kısım olmadı? Oldu tabii ki. Mesela kitabın bir yerinde kadınlar erkeklere, çocuklar büyüklerine hizmet eder gibi bir cümle geçiyor. İçimden o kadar eşitlik üzerine bir ütopya kurmuşsun, oldu mu şimdi bu dediğin? Ütopya'da bile eziyet mi çekeceğiz uleyn diye bir içimden geçirmedim değil. 

Utopia'da bir yurttaş başka bir şehirde oturan dostunu görmek ya da sadece zevki için gezip dolaşmak istiyorsa gidecekleri ve dönecekleri tarihi belirten bir izin mektubu bulunduruyorlarmış. Yani bu da fazla zorlama değil mi şimdi? 

Bir de şu vardı; 
Utopia'lılar ev bark konusunda ortaklık ilkesine bağlıdırlar. Özel mülk düşüncesini kökünden yok etmek için her on yılda bir ev değiştirirler ve herkesin oturacağı ev kura ile belli olur.
Syf: 69
Yani tamam özel mülk düşüncesini yok edelim ama insanın da bir özel alanı olsun. Öyleyse herkese aynı tarzda, aynı şekilde evini yap her on yılda yorma milletini bu kadar:)

Kitabı genel olarak çok beğendim. Özellikle yazıldığı tarihe bakınca bu görüşler, bu düşünceler oldukça kıymetli. Kıymetli ki ta bugünlere geldi ve hala etkisini sürdürüyor. 

7 yorum

  1. Bu kitabı ben de arkadaşımla okumuştum, böyle satır satır konuşmuştuk :)) Benim de sevdiğim eserlerden biri :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Her cümlesi felsefik olduğundan dolayı üzerinde tartışılacak bir çok şey oluyor:)

      Sil
  2. Kitap elimde mevcut. Yazının ilk paragrafını okudum yalnızca. Kalanını kitabı okuyunca okuyacağım :)

    YanıtlayınSil
  3. Okunabilir sankim:) Hadi bunu da listeme alayım.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tavsiye ederim, farklı düşüncelerle ufku genişletebilecek tarzda bir kitap:)

      Sil
  4. okudum çok iyi tabii, şimdilerde tam distopyayız, belki akıllanır dünya da ütopyaya geçeriz yaa :) thomas more daha more ütopya yazsaydı keşkee hihihi :)

    YanıtlayınSil

Hakaret içeren ya da rahatsızlık verici yorumlar ve gönderiden alakasız yorumlar paylaşılmayacaktır.

Yorumunuz için teşekkür ederim.