Kedim ve Kuşum Üzerine...

Haziran 26, 2020

Bu resim bir ya da iki yıl öncesine ait...

Bu haftanınağaç ev sohbetleri kendim tarafından seçilmiş olup hayvanlar üzerine bir konuydu. Benim yazım biraz uzun olacak bu konu hakkında. Sorularımız şunlardı; 1. Evcil hayvanınız var mı ya da hiç oldu mu? Bu hayvanı kendinize yoldaş olarak seçmenizin amacı neydi (yani mesela niye kedi değil de özellikle köpek aldınız)? Onunla bir anınızı paylaşın, resmi varsa onu da paylaşabilirsiniz. Eğer yoksa sadece diğer soruları cevaplandırabilirsiniz. 2. Vahşi bir hayvanı evcilleştirebiliyor olsanız bu hangisi olurdu ve neden? 3.Son olarakta evcil hayvan satışı ve alımı hakkında ne düşünüyorsunuz, sizce bu doğru mu? Detaylar için: Ağaç Ev Sohbetleri #44

Boncuk ve Bıcırık

  Bu zamana kadar birçok evcil hayvanım oldu. Kedim, kuşum, kaplumbağam. İlki kediydi. O zamanlar küçüktüm. Yedi sekiz yaşlarında. Boncuk adında çok mu çok güzel dişi bir kedim vardı. Aydın'da yaşıyorduk, masallardan çıkma bir evde. Masallardan çıkma diyorum çünkü şimdi oturduğumuz apartmanla, dubleks ve kocaman bahçesi olan bir evi düşününce o ev şimdi bana bir masal gibi geliyor. Kedimizi içeri sokmazdık. Bahçede kalırdı. İsteyince dışarıya da çıkar gezinir gelirdi. Çok oyuncu bir kediydi. Ben iple koşardım, o ipi yakalamaya çalışırdı. Sonralarda bunu yaptığımda çok yavaşlamış olduğunu fark ettim. Bir kaç gün sonrada kayboldu. Günlerce gelmedi. Çok endişelendik. Sonra birden dönüverdi, hemde üç tane minicik yavru kediyle! Meğersem hamileymiş! Kedim siyah, sarı ve beyaz renklerindeydi. İnanılmaz güzeldi kürkü. Yavrularında biri simsiyah, biri sapsarı biri de karmaşık olmuştu!

  Kedimin adı Boncuk'tu. Eve yavru getirmeden önce biz bahçeye bir sürü civciv almıştık. Bilirsiniz, kediler genelde onları kovalar, yorarlar. Bizimkiyse tam tersiydi. Civcivlere elini sürmezdi hatta inanır mısınız onları korurdu bile! Bir gün bir kedi feryadı duyduk hemen fırladık bahçeye. Civcivler bizim kedinin arkasına saklanmışlar, iki tane başka kedilerde bizim kedinin üzerine saldırmışlar. Yani bizim kedi resmen civcivleri korumuş! O kedileri hemen kovaladık. Bizim kedinin kulağının arkası nasıl yaralanmış, kanamış. Hayvanları çok severim, asla incitmek istemem ama gidip bunu yapan kedileri o an bir pataklayasım gelmişti, tabii ki yapmadım yapmam da, sadece içimden geçti. Hemen kulağının arkasını temizledik, merhemini, bakımını yaptık. Bir hafta içinde iyileşti canım benim.

  Bir sürü muhabbet kuşum oldu benim. En sonuncusu Bıcırık'tı. Gördüğüm en akıllı en zeki kuştu. Gören şaşırıp kalıyordu. Onunla ilgili bir çok anımı anlatacağım şimdi. Anneme onu hatırlattığımda hep "ah bahsetme ondan çok üzülüyorum" diyor. Ama ben tam tersine bazen onu hatırlamak, onun benimle beraber yaşadığını hissetmek istiyorum. Bu yazımı yazmamın nedeni de bu zaten. Boncuk ve Bıcırık anısına yazmak. Çünkü inanın bu zamana kadar tüm insanlarla yaşadığım ilişkilerden çok daha fazla yakın hissediyordum onlara karşı. Sanki onlar beni tek dinleyen yaratıklarmış gibi, sanki onlar beni anlayan ama karşılık veremeyen tek yaratıklarmış gibi.

  Bıcırık öğrenmeye inanılmaz derecede hevesli bir kuştu. Biz kuşlarımızı asla kafeste bırakmazdık. Kıyamazdık onlara. Sabah açar geceye kadar odada dolaşırdı. Sürekli omzumuza konar kelime öğrenmeye çalışırdı. Eğer biz ona bir kelime söylemiyorsak resmen konuş diye kulağımızı ısırırdı! Sonra bizde payımızı alıp görevimize devam ederdik.

İşte benim bıcırığım!
  İnanılmaz zeki bir kuştu. Duvardaki aynaya bakmak istiyor ama durabileceği bir yer olmadığı için bakamıyordu. Bu yüzden bir omzuma konuyor bir aynaya gidiyordu ta ki ben onu oraya götürüp parmağımla aynaya bakmasına yardım edene kadar.

  İkinci yaşında ona dişi bir kuş almıştık. İkisini kafese koymuştuk. Ne yapacak diye çok merak ettik. Önce aynı çubuğun üzerinde bir süre hiçbir şey yapmadan durdular. Sonra bizimki çubukta ona doğru gidip gelmeye başladı. En son ne dese beğenirsiniz "Aşkım" deyiverdi. Bakın, evet kuşlar aşkım kelimesini bilir ama o bir sürü kelime biliyordu ve bu şekilde tesadüfen söylemesi gerçekten beni şaşkına çevirdi! Belki de anlatacaklarıma inanmayacaksınız ama ben yine de anlatacağım. 

  İstanbul'da vapurdayız. Kuşlarımızı evde bırakmayı sevmeyiz mümkünse yanımıza alır nereye gidiyorsak onları da götütürüz. Yoksa bizimki depresyona giriyor konuşmuyor bir süre bizimle. Neyse işte, vapurdayız. Hava da inanılmaz kapalı ve rüzgarlı. Kuşlar arabada kafeslerindeyken bir ara biz de vapurun kantinine gittik. Çay kahve falan içtik. En son döndüğümüz de ve arabanın kapısını açtığımızda kuşum "çok şükür!" dedi.

  Bizim o zamanlar ev bodrum kattaydı ve küçük bir bahçeye açılıyordu. Önceden dediğim gibi kuşumu kafese gün içinde kapatmayız biz. Bahçeye kaçıverdi, bir ağacın üzerine kondu. Ödümüz patladı. Hemen kafesini aldım bahçeye çıktım. "Bıcırık gel" dedim. Bunun ne anlama geldiğini biliyor. Çünkü evde durup dururken ne zaman bıcırık gel desek hemen gelir. Bir kaç kere tekrarladım, hemen geldi. Kafesine kondu. Usulca içeri taşıdık. O gün çok mutlu olduk.

Bıcırığımın eşi albinoydu.
  Bir diğer kaçışında ne yazık ki o kadar şanslı değildik. Yine bir geziye gitmiştik, kuşlarla. O günün öncesinde baya kötü şeyler yaşamıştık. İnanılmaz mutsuzdum ve kuşuma "iyiki varsın" demiştim. O günün sonrasında geziye, geziye dediğim de tatile aslında, gideceğimiz yere varmadan mola vermiştik. Arabada kapıları açık bıraktık, kuşlar bunalmasın diye. Çok sıcaktı. Dişi kuş yumurtlamıştı bu arada. Üç tane yumurtası olmuştu. O yüzden ona yumurtalarına bakması için kafese bağlı bir kutu almıştık. Orada yumurtalarının üzerinde duruyordu hep. Bizimki de sürekli oraya girip çıkıyordu. Hatta bir keresinde meyve koymuştuk kafese, bizim kuş kafese gire çıka dişi kuşu çıkartıp meyveyi yedirtmişti. Neyse asıl konumuza dönelim. Dişi kuş kutunun üzerindeki kapağı açmayı öğrenmişti ve Bıcırık ne zaman dışarı çıkmak istese üst kapağı açıp onu çıkartıyordu. Bizde de o gün bir çok problem olmuştu. Çok sıkıntılıydık. Bu yüzden kuşları tamamen unutmuştuk. Sonra bir baktık ki kutunun üzeri açık dişi kuş yumurtalarının üzerinde ama bizimki kaçmış. Büyük bir ağaçtan sesi geliyordu. Saatlerce çağırdık ama bu sefer hem bilmediği bir yerdeydi hem de çok büyük bir ağaçtaydı. Bize bir süre karşılık verdi ama sonra sesi kendisiyle silinip gitti. Hala bugünü hatırladıkça gözlerim doluyor. İnanın hayatımda bu kadar üzüldüğümü hatırlamıyorum. Biricik dostumu kaybetmiştim.

Bu da bebişkolar...
  Böyle böyle bir çok anı var. Eğer kedim ve kuşum dışında vahşi bir hayvanı evcilleştirmek istesem bu kesinlikle zurafa olurdu. Nedendir bilmem ama çocukluğumdan beri böyle ince uzun bir yapıya sahip olan hayvanlar çok dikkatimi çekiyor. Mesela leyleklerin gagası, boynu ve bacakları, zurafalarında o ince uzun boyunları oldum olası çok dikkatimi çekiyor ve çok beğeniyorum. Tabi bir de eğer koca bir bahçem olsaydı olabilirdi bu.

  Evcil hayvan satışı ve alımına kesinlikle karşıyım. Hele ki sirk, hayvanat bahçesi gibi yerlerden nefret ederim. Canlıları bir dost olarak görmeyip bir mal olarak gören ve gösteren her şeyden tam olarak nefret ederim.


  

8 yorum

  1. Ne güzel anılar biriktirmişsin Zeynepciğim. Maşallah sana :))

    YanıtlayınSil
  2. Bıcırık'a şaşırdım. İnsan gibi bişey mis, düşünerek konuşuyormuş sanki:)

    YanıtlayınSil
  3. Hepsi birbirinde tatlı. Özellikle ilk fotoğrafa bayıldım. :)

    YanıtlayınSil
  4. çok tatlı ve çok duygulandım yaaa bıcırıka da boncuka da. bu yazını koyayım bloguma bir ara, son zamanlarda okuduğum en iyi yazıydı, burnum sızladı bi de yaniii :)

    YanıtlayınSil
  5. Hayvanlara sahip çıkmak önemli, ne yazık ki dün akşam tv de gördüğüm bir haberle sarsıldım yine, gerçekten hayvanlara bu iğrençlikleri reva gören insanların ne ile beslendiklerini merak ediyorum.

    YanıtlayınSil
  6. heey son yazımaaaa bu yazını koyduuum :)

    YanıtlayınSil
  7. çok tatlı ve çok duygulandım canımmm

    YanıtlayınSil

Hakaret içeren ya da rahatsızlık verici yorumlar ve gönderiden alakasız yorumlar paylaşılmayacaktır.

Yorumunuz için teşekkür ederim.