Zaman Yolculuğu

Haziran 14, 2020

Aşağıdaki resim 1 Aralık 2019 tarihindeki Zaman Müzesi gezimden. En çok ilgimi çeken müzelerden biriydi burası. İçinde sanki başka bir zaman dilimindeymişim de saatlerden birine dokununca yine başka bir zamana gidecekmişim gibi hissetmiştim. Bu biraz da ürkütücü aslında. Gezimi okumak ve daha fazla resim görmek isterseniz: Zaman Müzesi. Ağaç Ev Sohbetlerinin 42. konusuna cevaben yazılmış bir kurgu ve deneme yazısıdır. Detaylar için: AES42 Konuya göre zamanda yolculuk yapacağız ve bir şeyleri değiştireceğiz. 

Başka Bir Zaman Dilimine Yolculuk

Şu an tarih 14 Mayıs 2020'yi saatse üç kırkı gösteriyor. Konya'da ki Zaman Müzesi'ni geziyorum. Elimde bir usturlap var. Fakat sıradan bir usturlap olmadığı belli. Usturlabın üzerine elimi gezdiriyorum sonrasında her yer kararıyor ve büyük bir rüzgar dalgası hissediyorum. Usturlabın beni yuttuğunu hissediyorum. Karartı geçtiğinde kendimi bir ormanlıkta buluyorum. İleriden insan sesleri geliyor ama ne dediklerini anlamıyorum. Ürkekçe yakınlarına doğru gidiyorum. Bir ağacın arkasından izliyorum. Bir erkek, bir kadın, bir de çocuk var. Sadece alt kısımlarını kapatan ince bir etek giymişler. Hemen usturlaba bakıyorum ama üzerinde yazan, gösteren hiçbir şeyi anlamadığım için hangi tarihteyim neredeyim bilemiyorum. Eğer gelecekteki opsiyonlardan biri eskiye, temele, basite dönüm değilse insanlığın başlarındayım. Bu ilk gitmek istediğim nokta. İnsanlığın başı. Burada hiçbir şeyi değiştiremeyecek olsam bile insanoğlunun nasıl ortaya çıktığı hakkında sadece kendimi doyurmak için bilgi sahibi olabilirim.

Usturlaba tekrar dokunuyorum. Bir evin içerisindeyim. Gözüm duvardaki takvime takılıyor; 1938 yılının başlarındayım. Evde dolanmaya başlıyorum. Büyük bir salona açılan kapının ardına saklanıyorum, içerideki sesleri dinliyorum. Beyaz önlüklerinden anladığım kadarıyla konuşanlar doktor. Karşısında ki adama siroz hastalığıyla ilgili bilgiler veriyor. Doktorun konuştuğu kişiye bakıyorum. Bu Mustafa Kemal Atatürk. Kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. Karşıma ne zaman şöyle bir soru çıksa; en çok bu hayatta kimi görmek isterdiniz diye hep Atatürk olarak cevaplandırırdım. Hatta diğer dünyada bir şekilde şansım olursa görmek istediğim kişi Atatürk olacak.

Kalbim küt küt atarken yanlışlıkla yine usturlaba dokunuyorum. Bu sefer insanların koşuşturduğu bir kaosun içinde buluyorum kendimi. Askerler büyük bir savaş için hazırlanıyor. I. Dünya Savaşı için. Bu kaosun içinde biri yanlışlıkla bana çarpıyor. Usturlabı düşürüyor ve kaybediyorum. Bir ay boyunca bulamıyorum ve bu bir ay içinde I. Dünya Savaşı için hazırlık yapan erkeklerin çektiği zorlukları ve kadınların da çektiği acıları içimde hissediyorum. Bu düzeni değiştirmek isteyen çok kişi var, savaş olmadan barışı sağlayabileceğini düşünen birçok insan var. Bunlardan biri de benim ama ne kadar uğraşsakta olmuyor. Kimse kendi bilincimiz, kontrolümüz dışındaki güçleri değiştiremiyor. Böyle bir güç olsa bırakın savaşların olmamasını, böyle bir kavramın bile ortaya çıkmasını engellerdim. Bir ay sonra usturlabımı sağ salim şekilde bir çocuğun elinde oynarken buluyorum. Onu ikna ederek alıyorum ve tekrar dokunuyorum.

Şimdi neredeyim bilmiyorum. Yine çok gelişmemiş bir insan topluluğuylayım. Biri bas bas bağırıyor "Buldum, buldum! Bundan sonra tüm alım satınlarınızı bununla yapacaksınız!" diye. Gördüğüm şey hiç kuşkusuz paranın ilk hali. Zaten zamandaki yolculuklarım beni iyice yıpratıp gerdiği için sen misin onu diyen diyerek gidip adama saldırıyorum. Tabi yanındaki herkeste onu koruyor. Baya tekme tokat giriştikten sonra yanındakilerin de katılımıyla neredeyse ölecek gibi olduğum sırada yine yutulduğumu hissediyorum. Ve yine zaman müzesindeyim. Hiçbir şeyi değiştiremedim. Acaba daha farklı daha nazik bir yöntem mi izleseydim? Belki o zaman bir şeyleri değiştirebilirdim. Belki de elimdeki zaman makinesi, zamanda bir şeyleri değiştirmeye yetmiyordur. Ama yetseydi kesinlikle Atatürk'ü görmek, onun izinden gitmek ve tüm Türk milletinin onun izinden gitmesini sağlayabilmek, savaşları sona erdirmek, dünya barışını sağlamak ve doğduğumuz toprak parçası üzerinde tüm dünyanın belirli kişilere, toplumlara değil herkese ait olduğunu bu yüzden paranın olmamasını ve herkesin paylaşım içerisinde olduğu bir düzen kurmak isterdim.

***

Instagram: @kayipfisilti

***

Yardımcı kaynaklar
İlk resim: Selçuk Belediyesi

4 yorum

  1. Eline sağlık çok beğenerek okudum.güzel bir yazı olmuş😊

    YanıtlayınSil
  2. Bir solukta ve heyecanlanarak okudum, kalemine sağlık :)

    YanıtlayınSil
  3. Müze gezerken ben de olduğum zamandan kopmuş gibi hissederim hep :) ben de Atatürk'ü görmek isterdim parayı yok etmeye çalışırdım ama bu başarısız olurdu para yokken de takas sistemi vardı ama onun da adaletli olduğu pek söylenemez daha eşit ve adaletli ve doğaya insana daha saygılı bir düzen kurulabilmesini isterdim ben de. çok güzel bir deneme olmuş bu sevdim :)

    YanıtlayınSil

Hakaret içeren ya da rahatsızlık verici yorumlar ve gönderiden alakasız yorumlar paylaşılmayacaktır.

Yorumunuz için teşekkür ederim.