Teyzemin Bahçesi

Her şeyi bırakın.  Bağdaş kurun - ya da nasıl rahat ediyorsanız o şekle sokun kendinizi - ve zihninizi boşaltın. Çünkü yazımı okumasanız bile teyzemin bahçesinde hissettiklerimi anca bu şekilde anlayabilirsiniz. Aklınızdaki tüm düşünceleri bir gemiye bindirin ve ufuktan yok oluşunu izleyin. Ufuk, çok yakınınızda. Çünkü sonbaharın yerlerde biriken yaprakları sarımsı kırmızımsı renklerini bir sis altına saklamış.  Hepsini unutun gönderdiğiniz gemiyle beraber. Sis bunun daha çabuk olmasını sağlayacak. Arkanıza bakmanıza gerek yok çünkü geminin içindeki düşünceleriniz çoktan rüzgarda savrularak denizin dibini boyladı. Yağmursa son ayak izlerinizi sildi. Çünkü bu bir yok oluşla yeniden var oluşun öyküsü. Çünkü buna ihtiyacımız var.

Sonbahar yılın son sevgi dolu gülümsemesidir.

-William Cullen Bryant


Hiçbir şey yaşanmamış sayılamaz. Sen sayarsın ama etkileşimde bulunduğun kişilerin düşüncelerinde, nesneler üzerindeki izlerde ya da belki de sonsuz bir döngü de yaşar. Sen sayarsın ama gemiyle gönderdiğin onca düşünce belki de bir şekilde balıklara ders olur. 


Hiçbir şey yaşanmamış sayılamaz. Hiçbir şeyi silemezsin ama ölüme yollayabilirsin. Bu ölüm tipinin adı: Değişim
Değişim ise Yeniden Doğuş
Yeniden doğuş ise bir Kısır Döngü
Şimdiye kadar fark ettiniz değil mi, dünyada olan her şey bizim içimizde yanıyor, biz yağmurda silinen adımlarımıza bir yenisini eklerken, bizim içimizde yanan şey yolladığımız geminin içinde, rüzgarda savrularak dibe batmadan sönüyor. Tam sönerken ucu bir su kaplumbağasına değiyor ve şimdi içimizde yanan her şey başka bir canlının etrafında yanıyor. Evi yıkılıyor. 


Yıkılan evini hiddete kapılarak tekrar onarıyor. Nietzsche'nin "Bizi öldürmeyen şey güçlendirir." sözü aklına geliyor. Ama fark etmiyor ki aslında güçlenmedi sadece orada ateşin kendinisi yakacağını bildiğinden oraya gitmemeyi öğrendi. Halbuki eskisi kadar narin, eskisi kadar güçsüz. Fark etmeden aynı olayı yaşasa ya da karşısına başka bir olay gelse yine aynı şeyleri yaşayacak. Tıpkı Jean Christophe Grange'ın dediği gibi;
“XX. yüzyıl kuşağı, Nietzsche'nin “Tan Kızıllığı” adlı kitabındaki vecizesini , bir beylik söz olarak yıpranana kadar yinelemişti: “Beni öldürmeyen her şey beni daha güçlü kılar.” Bu bir aptallıktı. En azından herkesin kullandığı çağdaş anlamı içinde. Her gün yaşanan acı insanı dayanıklı hale getirmezdi. Yıpratırdı. Kırılganlaştırırdı. Zayıflatırdı. İnsan ruhu, dayanıklılığının sınanmasıyla tabaklanan bir deri değildi. Duyarlı, nazik, içli bir zardı. Bir şok anında yaralanır, örselenir ve bunun izlerini hep taşırdı.”

Güçlü ya da güçsüz. Şimdi her şey bir değişimle yeniden can buldu. Bu değişimle siz olgunlaştınız, kaplumbağa yeni bir hayata başladı ve balıklar kaplumbağanın halinden ders çıkardı. İşte böyleydi ölümle yeniden doğuşun hikayesi. 

Benim hikayemde ise hergün kitap okumak, oyun oynamak, doğayla iç içe olmaya çalışmak, kafam estikçe yazmak ve hala uzaktan eğitim sistemine adapte olmaya çalışmak var. Sonsuz döngünün içinde yarı bilinçli yarı bilinçsiz sürükleniyorum. 

Peki sizin sonbahar öykünüz ne? Nasıl hissediyorsunuz bu sıralar?




***

*Resimler teyzemin bahçesi ve çevresine ait. Biz de bahçesine bakmak için sık sık gidiyoruz oraya.
*Tüm resimler bana aittir. İzinsiz kullanımı yasaktır.
*Instagram: @kayipfisilti

2 yorum

  1. "Sonbahar yılın son sevgi dolu gülümsemesidir." bu cümleye bayıldım. Sonbaharı çok severim. Baharda yeşerenler kadar, yerini dinginliğe bırakıp dinlenmeye çekilen doğayı izlemek de o kadar keyifli. Fotoğraflar mükemmel. İlk fotoğrafta sana aitse yağmur efektini üzerine nasıl yerleştirdin? öğrenmeyi çok isterim. <3

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim, evet fotoğraf bana ait ve çok fazla sorulduğu için yakın zamanda fotoğraflarımı ne ile çektiğimi ve hangi uygulamalar üzerinden düzenleme yaptığımı anlatacağım:)

      Sil

Hakaret içeren ya da rahatsızlık verici yorumlar ve gönderiden alakasız yorumlar paylaşılmayacaktır.

Yorumunuz için teşekkür ederim.

Kayıp Fısıltı