Journey oyunuyla beni çok etkilemiş olan Thatgamecompany tarafından geliştirilen bir video oyunu. 2009'da Playstation için yapılan bu oyun daha sonra PC üzerine de geldi. Şu an oyun Steam üzerinde tam tamına %73 indirimde. 20 TL'den 5 TL'ye inmiş durumda yani. Steam sayfasına gitmek için: Flower, Oyunun resmi internet sitesine gitmek isterseniz: Flower



Oyunun Fragmanı:



Oyun İncelemesi:

Önceden sitemde paylaşmış olduğum Journey oyunuyla benzer bir oyun (şu anda sitemde bulunmuyor, eskiden takip edenler hatırlar belki. Daha sonra linki güncelleyeceğim). Rüzgarda salınan yaprakları bir araya getirerek tam ismi gibi bir çiçek oluyorsunuz oyunda. Altı bölümü bulunuyor, yani altı harita var ve tüm seviyeler boyunca yaptığınız diğer çiçeklerin açmasını sağlamak oluyor.


Beklenilenin çok üstünde grafiği var oyunun, özellikle de bu oyunun on üç yıl önce yapıldığını düşünürsek. Renkler ve ışıklar fragmanda görülebileceği gibi ahenk içinde. Çevrenin güzelliği büyülüyor. Yani 10/10'luk bir grafiğe sahip oyun.


Oynanışa gelirsek; oyunda hiçbir konuşma ya da yazı yok. Hiçbir şey anlatmıyor fakat oyuna girildiği gibi ne yapmanız gerektiğini kolayca anlıyorsunuz. Rüzgarla yön verdiğimiz çiçeğimiz bir yılan gibi süzülüyor. Oyun eğlenceli, sürükleyici ya da heyecanlı değil. Bunu söylemeliyim. Çünkü oyunda sadece ilerliyorsunuz. Fakat bu oyunu güzel yapan şey eğlenceli olması değil, insanı rahatlatması. Yani kafa dinlemek istiyorsanız oynayabileceğiniz bir oyun. Bu yüzden oynanışa puanım 7,5/10


Müzik, ses... Oynanışına bağlı olarak huzur verici tonda orkestra müziği. Zaten bu oyunun yapımcıları müzikleriyle Grammy ödülüne layık görüldü. 9,5/10 puanım müziklerine de.


Son olarak hikayesi. Çok çarpıcı bir hikayesi yok. Sadece rahatlamak için oynanabilecek, zaman geçirilebilecek bir oyun. Hikaye: 4/10


Oyunu oynamalı mısınız? Herkese yansıyabilecek bir oyun değil. Evet, grafiğiyle ve müzikleriyle tam bir sanat eseri. Ama dediğim gibi macera olmadığı için, sade oyun tercih edenlerin oynaması gereken bir oyun.


***

IG: @kayipfisilti

Tüm oyun incelemelerimi görmek için: Oyun İncelemelerim

Ne günlerden geçtik ve geçiyoruz. Korona hastalığı çoğumuzun tahmin ettiği gibi bitmedi ama grip gibi normalleşti. Eski normal hayatımıza geri dönüyoruz artık. Hiç korona geçirmedim. Üç aşımı da oldum. Bundan sonra geçirecek miyim merak ediyorum.  Özellikle eve kapalı kaldığımız aylar boyunca hepimiz değişiklik geçirdik bir şekilde. Kendimize ayırabileceğimiz zaman çoğaldığı için düşüncelerimizde değişiklikler oldu. Hayat tarzımızda yenilikler oldu ya da yeni hobiler edildik. 



Ağaç Ev Sohbetleri'nin bu haftaki konusu da karantina döneminde edindiğimiz hobiler. Sevda'dan Yazılar sitesinin sahibi Sevda Ünlü'den gelen konu tam olarak şu şekilde:


Pandeminin en cafcaflı olduğu, yasakların hayatımızı dört duvara hapsettiği günlerde edindiğin ve hala devam eden bir hobin oldu mu? Ya da neler neler denedin anlat bakalım



Yemek yeme ve saç 🥘🦰

Öncelikle hobilere saç rengi değiştirme ve daha fazla yemek yemeyi ekleyebiliyor muyuz? Çocukluğumdan beri saçlarıma takıntım var ve saçlarımı rahat bırakmadığım gerçeği var. Birçok kez renk değiştirdim. Ama en son kızıl benim rengim diyerek son atışımı attım. Yemek yeme konusuna gelirsek... Üniversite birinci sınıfa geçesiye kadar çok zayıftım ben. Resmen 46 kiloydum. Annem çocukluğumdan beri hep kilo almamı istemişti. Üniversite hayatıma başladığımda iştahım oldukça arttı. 50 kiloya çıktım. 


Karantinadaysa 55 kiloya. 55 kilo da ne ki canım demeyin. Dar giyinmeyi seviyorum ve artık giyinemiyorum. Ben minyon tipli olduğumdan dolayı skinny fat tarzında bir vücudum oldu. Dar giyindiğimde hamile gibi duruyorum. Baya kilolu yani. Annem bile aman kilo alma sen dedi. Geri ver dedi, düşünün. Çocukluğumdan beri doktorlara çok zayıf bu kız diye şikayet eden annem, evet. Fakat daha geçen ay çok ciddi olmayan bir rahatsızlığım olduğunu öğrendim. Kilo almama neden olan şey de o rahatsızlıkmış. Korkulacak ya da ciddi bir şey değil. İlaç kullanıyorum. Açıkçası rahatsızlığımdan dolayı kilo almış olmam beni biraz rahatlattı ve öz güvenimi arttırdı. Bir hastalığım olmamasına karşın kilo verememek düşüncesi beni daha tedirgin ediyor.



Kalimba

Kalimbayla ilk Instagram üzerinden tanıştım. Biri çalıyordu ve bu minicik aletle nasıl güzel, nasıl dinlendirici şekilde çalabiliyor diye meraklanmıştım. Neymiş bu alet diye araştırdıktan sonra hemen almaya karar vermiştim. Burada da paylaşmıştım önceden zaten. Fiyatı uygun, öğrenmesi basit ve sonuç mükemmeldi. Şimdi birçok şarkı çalabiliyorum. Kayıt için bir mikrofon alıp daha sonra sitemde de paylaşacağım!



Minyatür evler 🏠

Bu devam ettirdiğim bir hobim olmasa da karantina döneminde minyatür evler yapmaya çalışmıştım ve çok eğlenmiştim. Ailecek yaptıklarımız da olmuştu. Mesela yukarıdaki evin içine babam lamba ekledi, annem de perdelerini astı. Şimdi öğrenci evimden düşününce bu anı, çok sıcak bir ortam olarak anımsıyorum. 




Daha çok doğayla bütünleştim. 🥬

Oldum olası doğayı çok seviyorum zaten. Ormana kaçasım gelir, deniz altında Kayıp Atlantis'i arayasım gelir, sırtımda bir bohçayla volkanların yanından geçmek isterim. Sıkıntılar arttıkça ülkede daha çok doğayla bütünleştim, kendimi doğaya verdim. Beni hep rahatlattı. Şehirden, kalabalıklardan, gereksiz gürültü ve problemlerden uzakta olabildiğim yerlere kaçmaya çabaladım. Doğanın bir iyileştirme gücü olduğuna inanıyorum.


Peki sizin değişimleriniz, hobileriniz neler oldu karantinada? Yorumlarda siz de anlatın lütfen!


***

*İlk iki resim ve son resim Konya'da favori yerlerimden biri olan Japon Parkı. İlgili gezi yazımı okumak isterseniz: Japon Parkı'nda Bir Gün Daha

*Instagram: @kayipfisilti

*Tüm Ağaç Ev Sohbetleri yazılarımı görmek için: Sohbet

Önceki Ağaç Ev Sohbetlerimizin birinde en sevdiğimiz süper kahraman sorulmuştu ve ben de çokta popüler olmayan bir cevapla Dr. Strange demiştim. Açıkçası bu filme gitmeyi düşündüğümde neden o karakteri çok sevdiğimi hatırlayamamıştım. Süper kahraman filmlerinin çok büyük bir fanı değilim. İzlemeyi severim ama çizgi romanlarını okumam mesela  -çok merak etmedikçe, Strange'i merak etmiştim mesela-. Ya da sadece son yıllarda çıkan Marvel ya da DC filmlerini izlemişimdir. Yani süper kahramanlar dünyasına o kadar hakim değilim. 


SPOILER İÇERMEZ.



Film Fragmanı:




Film Hakkında Genel Bilgiler ve Konusu

Doktor Strange 2: Çoklu Evren Çılgınlığında filmi, Amerikan merkezli Marvel çizgi romanlarına dayanan Doktor Strange'i konu alan iki saatlik fantastik - korku türünde bir film. 6 Mayıs 2022 tarihinde vizyona girdi. İlk Doktor Strange'in devamı niteliğinde olsa da ilkini izlemeden de izleyebilirsiniz. Fakat ilkini izlediğiniz de her şey daha yerli yerine oturacaktır. 


Konusuna gelecek olursam evrenler arasında yolculuk yapabilen bir kız çocuğunun başına aldığı belaya Dr. Strange'i de sokmasıyla macera başlıyor. Çok güçlü olan Wanda adındaki bir büyücünün, kendi evreninde çocuğu olamamasından dolayı başka bir paralel evrenindeki çocuğunu sahiplenmek istiyor. Fakat buna sahip olmak bu denli büyük bir büyücü için bile çok zor. Wanda, evrenler arası gezme yeteneği olan America Chavez adındaki küçük bir kız çocuğunun gücünü zor yöntemlerle elde etmesi gerekiyor. Wanda aslında çok duygusal bir kadın olmasına rağmen zaaflarına yenik düşüp önüne geleni öldürebilecek bir cadıya dönüşüyor. İşte bu şekilde evrenler arasında bir koşma - yakalama macerası başlıyor.


Oyuncular



Doktor Strange (Benedict Cumberbatch) (Resmin sol tarafında): Dr. Strange'in benim favori süper kahramanım olduğunu söylemiştim. Uzun süredir süper kahraman filmi izlemediğimden tam olarak nedenini hatırlayamasam da bu filme gittiğimde ve ilk filmi de aklımda canlandığında nedenini hatırladım. Tamamen becerilerinden kaynaklı. Mistik sanatla uğraşıp yaptığı büyüler beni çok etkilemişti. Çıkardığı ilüzyonları, zamanı bükmesi, uçabilmesi, gerçekliğin kendisini değiştirebilmesi, ışınlanabilmesi... Ve bunlar yetmediği gibi süper kahraman aleminin en zeki karakterlerinden biri!


Bu filmde romantik ve komik olmasının yanı sıra yine zeki hamlelerle karşısındakini alt ediyor. Benedict Cumberbatch zaten en favori aktörlerim arasında. America ile arasında sevecen bir abi - kardeş ilişkisi oluyor. Hem onu hem evrenleri korumak adına elinden geleni yapıyor.


America Chavez (Xochitl Gomez) (Ortadaki): Sevecen ve haylaz bir kız çocuğu. Mutlu bir şekilde yaşadığı evreninde daha gücünü nasıl kullanması gerektiğini bilmediği sırada yanlışlıkla portal açarak başka evrene geçer ve macerası başlar. 



Wanda Maximoff (Elizabeth Olsen): Filmin kötü karakteri gibi gösterilen fakat inanılmaz derecede güçlü, duygusal, merhametli bir karakter. Film boyunca karakter bir cadı gibi gösteriliyor ama bence filmin başından itibaren izleyici de bir hayranlık, biraz acıma ve şefkat duygusu hissettiriyor. En azından ben de böyle hissettirdi. Film boyunca kötü bir karakter gibi de göremedim. 


Wanda'nın, kendi evreninde çocuğu olmadığı için evrenler arası yolculuk yapan birinin varlığını öğrendiğinde gözü döner. Sonucunda öldürmek bile olsa o gücü o kızdan almak ve çocuklarının olabileceği bir evrene gidip onlara sahip olmak ister. Ama işler istediği gitmez ve Dr. Strange ile karşı karşıya kalmak zorundadır.


Film Değerlendirmem

Korku ve fantastik türündeki bu filmi genel olarak sevdim. Hareketli, gözlerimi kapatmadan izleyebileceğim bir maceranın içine sürükledi beni. Bazen Dr. Strange ve America arasında ki diyaloglar güldürdü, bazense Wanda'nın içindeki çocuk arzusu hüzünlendirdi. Korku dolu ve gerildiğim kısımlar oldu. Filmin kötü kısımları da vardı. Kimi yerler olması gerektiğinden çok daha hızlı geçiliyordu ve buralar da önemli kısımlardı diye düşünüyorum. Kafamda soru işaretleri bırakan yerler de oldu. Ama genel olarak izlemeye değerdi. Filmin sonundan devamı geleceğini de anlıyoruz. Yine de bir sonra ki filmin bundan çok daha iyi olmasını ve ilkine daha yakışır olmasını diliyorum.


Filmi izlemeli misiniz? Eğer fantastik, süper kahraman filmi seviyorsanız kesinlikle evet. Filme puanım 7/10.


***

IG: @kayipfisilti

Tüm dizi&film önerilerimi görmek için: DİZİ & FİLM


Kelime Oyunu'nun 77. haftasındayız. Kelime Oyunu, her hafta bir blog tarafından verilen beş kelime ile isteyenlerin üzerinde bir şeyler üretmeye çabaladığı bir etkinlik. Verilen beş kelime ile istediğimizi yazabiliyoruz; şiir,  kısa öykü, cümle... Başlarda katılsam da daha sonralarında pek vaktim olmadı. Şimdi tekrar yazabiliyor olmak beni mutlu ediyor. Bu haftanın kelimeleri: Müttefik/Canavar/Saldırı/Yıldız/Köle. Ben kısa hikaye yazacağım bu yazımda. İçinde şiddet, kan, olumsuz örnek içeriyor. Gerçekle alakası da yoktur. Siz de bu kelimelerle yorumda bir şey yazabilir ya da varsa bir siteniz orada paylaşabilirsiniz...




Kar

Tüyleri ürperten bir aralık ayıydı. Karanlık ve soğuktu. Gri hava bizi bir hapishaneye düşürmüştü. Yıldızları, ayı, gökyüzünü göremediğimiz bir yerde esir düşmüştük. Ama hayır, yanılıyordum. Beyaz bir kar tanesi masumiyeti çağrıştırırdı. Hava olamazdı tüyleri ürperten şey. Çevremdeki hiçbir şeyi göremiyordum, algılayamıyordum. Hissetmiyordum. Ama yok, karın ta kendisiydi şeytan. Benim suçum olamazdı. Masumiyet ölmüştü. Karın masumiyetine inanacak değildim. Her şeyin beyazla yalana büründüğü bir sistemin kölesiydim. Müttefik kazanamamıştım. Yapayalnızdım. Duygusal olarak hep bir saldırı altındaydım. Çocukluğumdan beri. Tek başına verdiğim bu savaş bir hiç uğruna mıydı? Hayır, hayır değildi. Bu BENDİM. Kendi uğruma verdiğim bir savaştı ve ben önemsiz değildim. Olamazdım.  Tüm alışılagelmiş şeylerden uzakta, tamamen yeni bir "ben" olmak. Her birey önemliydi. Kendim için savaşmak her bireyi korumaktı aslında. 


Her zaman güzel hayaller kurdum. Evsizlere yardım edecek, hayvanları koruyacak, kütüphane açacaktım. Bunlar benim hayalim değil, bunlar benim hedefimdi. Zengin bir ailenin kızıydım. Yapabilirdim. Ama şimdi her yerimi saran bu soğuk duygu... Her şeyiyle sevilen bir insandım. Ailem, arkadaşlarım, akrabalarım... Hepsi benim için elinden geleni yapıyordu. Ama bir karanlığın içinde kayboldum. İnsanların yaptıklarını gördükçe...Travmalarım, tecrübelerim, gördüklerim, duyduklarım... Ve şimdi bu yapayalnız, canavarca yalanlarla beyaza bürünmüş bu ormanda ellerimin kızıllığına bakıyordum...


***

IG: @kayipfisilti

Goodreads: @kayipfisilti

Edebiyata dair tüm yazılarımı görmek için: Edebiyat


İzmir gezimin ikinci ve son kısmına geçiyorum şimdi. Birinci kısmı olan Birgi Köyü gezimi bir önceki gönderimden (Birgi Köyü) okuyabilirsiniz. Gölcük Gölü, İzmir'in Ödemiş ilçesinde bulunan Bozdağ Yaylası'nda bulunuyor. Birgi Köyü'ne 20-30 dakika, İzmir merkeze 130, Ödemiş merkeze ise 20 km uzaklıkta. Gölün etrafı çamlarla, bahçelerle, kamp alanı ve konaklamalarla çevrili.



Birçok göl gezdim ama Gölcük aralarında en iyisi diyebilirim. Çünkü sadece göl değil, gölün etrafı da tapılası. Kiraz bahçeleri vardı özellikle, aman Allah'ım. Güzellikleri başımı öyle bir döndürdü ki bunu eve geldiğimde bahçelerin fotoğrafını çekmediğimi fark ettiğimde anladım. Nasıl olur da fotoğraflamam, hala kızıyorum kendime... Zaten burada çok fazla fotoğraf çekmedim, onun yerine videolar çektim.


 


Gölcük Gölü'nün denizden yüksekliği 1100 metre ve derinliği 5 metre. Burada kamp alanı var. Yani çadırınızı, karavanınızı getirebilirsiniz. Doğa tatili için düşünmeden tercih edilebilecek yerlerden. Kamp yapmak istemezseniz 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'nün 1934 yılında kaldığı tarihi bir bina şu anda otel olarak iş görüyor.  Aşağıdaki videonun sesini açarsanız kuş ve kurbağa seslerini duyabilirsiniz. Azıcık çıkan tır sesini de duymazdan gelebilirsiniz:



Önceki gönderimde dediğim gibi çok kasvetli bir havada yola çıkmıştık. Ve burası da uğradığımız en soğuk yerdi. Dışarıda on dakika zor durdum desem yeridir. Bu yüzden yazın doğa tatili için daha uygun bir yer. Fakat tertemiz bir havası var. Mutlaka buraya kamp yapmaya geleceğim daha sonra.

***

IG: @kayipfisilti

Tüm gezi yazılarımı görmek için: Gezi günlüklerim

İzmir'de gezdiğim tüm yerleri görmek için: İzmir Gezileri

Herkese merhaba. Umarım bayramınız keyifli geçiyordur. Benim ki oldukça güzel geçiyor. İlk gün akraba ziyaretlerini tamamlayıp ikinci gün ailemle bayram gezisine çıktık. Açıkçası yakın yerlere gidecek bile olsak yol hesabı, benzin fiyatı hesaplaması yapmak zorunda kalmamız keyif bozucu bir durumdu ama bunun üzerinde çok durmadık. Rotamız Denizli'den başlayıp İzmir'in Ödemiş ilçesine doğru gerçekleşti. Birgi'yi ve Gölcük'ü ziyaret ettik. Bu yazımda Birgi Köyü'nü bir diğer gönderimde ise Gölcük'den bahsedeceğim.





Birgi Köyü

Birgi Köyü'ne yıllar yıllar önce gitmiştim. Sanırım o zamanlar 14-15 yaşlarındaydım, yani bundan 10 sene kadar önce. Özellikle bir konağı vardı ki mükemmel olduğuyla ilgili aklımda yer edinmişti. Bu sefer gitmekte ki en önemli isteğim de o konağı görmekti açıkçası. Fakat şansızlığımız tuttu ki tadilattaymış. Çok isterdim orayı gezmeyi ve sizinle paylaşmayı. Ama olsun siz şu siteden merak ederseniz bir göz atabilirsiniz: Birgi Çakırağa Konağı


Şansızlık üzerine şansızlık olur ya, hava da fazlasıyla soğuk ve yağmurluydu. Yolculuğumuz sırasında özellikle dağlarda önümüzü göremeyeceğimiz seviyede sis vardı. Aslında hava durumuna da bakmadık değildi ama iki gün önce yazlık güneşlik olunca çok soğuk olmaz demiştik. Neyse ki yine de tedbiri ele alalım deyip hiç giyeceğimizi düşünmediğimiz ceketleri yanımıza almıştık. 


Sol alttaki heykel Gazi Umurbey'e ait. Denizci olarak ünlenmiş bir Türk askeri ve devlet adamı. 

Bu kadar şikayet ettiğime bakmayın. Havanın kapalı olduğunu söyledim ama inanın güpgüneşli, sıcak bir gün gezmekten daha iyi benim için. Güneşe karşı vücudum çok hassas olduğundan dolayı çoğu zaman zor zaman geçiriyorum güneş altında. Ve konağı görememiş olsak da köyün geri kalanının güzelliği, o gölün güzelliğini görmeye değerdi... Çok gevezelik yaptım, geleyim artık Birgi Köyü'ne.


Birgi, İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı tarihi bir kent. İzmir'e 100 kilometre, Ödemiş'e ise 10 kilometre kadar uzaklıkta. Tarihi bakımdan çok fazla zengin. Önce Frigler, sonrasında sırasıyla Lidyalılar, Persler, Bergamalılar, Romalılar ve Bizanslılar hüküm sürmüş buralarda. 1426 yılında ise artık Osmanlı Devleti kesin olarak burası bizimdir diyerek noktayı koymuş. Konakları, tarihi evleri, camileri, türbeleri ile tam bir tarihi cennet. Cennet çünkü sadece tarihi zenginliğiyle değil doğasıyla da büyülüyor insanı.



Tarihi evlerin ve doğasının zevkini çıkartırken köyün girişinde sıralanan tezgahlarda, köyün kadınlarının yaptığı el işi eşyalarla donatılmıiş tezgahlara bakmadan, hatta almadan geçmeyin. Takılar, danteller, tel kırmalar, fularlar... Ayrıca ev yapımı çok lezzetli yemeklerde bulabilirsiniz. Ahhh ve artık patates yiye yiye patatese dönüşmüş ben, buranın patatesinin ünlü olduğunu söylemeden geçemem. Patatesinden alın mutlaka. 


Köyde bir sürü kafe bulunuyor. Oralarda çayınızı kahvenizi içebilirsiniz. Yemeğe gelirsek Ödemiş'in köftesini öneririm. Zaten Ödemiş köftesiyle ünlüdür. Akşama doğru, dönerken Ödemiş'in merkezinde bulunan Hurşit Kebab'tan köfteyle karnımızı doyurduk çok da beğendik.

Diğer resimler:






***

IG: @kayipfisilti

Tüm gezi yazılarımı görmek için: Gezi günlüklerim




Instagram

Kayıp Fısıltı. Theme by STS.