Hayatımda monotonlaşmış bir yoğunluk almış başını giderken, abimlerin bizi şehir dışından ziyarete gelmesiyle biraz farklılık katıldı hayatımıza. Hafta sonu yasağından sonra bugün hemen kendimizi dışarıya attık. Çocukluğumda akrabalarla en sık gittiğimiz yerlerden biriydi Pamukkale, Denizli'de oturuyorduk o zamanlar. Ama en son gitmemin üzerinden yıllar yıllar geçti. Tekrar, bugün, gittiğimde hatırlamadığım birçok şey vardı ve hislerim çok daha farklıydı, çocukluk hislerime göre. Tabii o zamanlar bu traverten ne, doğal güzellik ne anlamazdık, çocuktum o zamanlar dedim ya. Daha çok kafelerdeki dondurmalar, gazozlar ilgilendirirdi beni ya da havuzlar, parklar...



O zaman şimdi biraz Pamukkale'den ve hissettiklerimden bahsedeyim. Pamukkale, Denizli'nin bir ilçesi ve merkezine 20km kadarlık bir uzaklıkta. Pamukkale, nüfus olarak Denizli'nin en büyük ilçesi. Bu ilçesi şifalı kaplıcaları ile ünlü. Bu ilçede bulunan Karahayıt Kaplıcaları'ndan da önceki bir gönderimde bahsetmiştim ve Pamukkale Kaplıcaları ile karşılaştırmıştım. Dünyanın sekizinci harikası olarak seçilmiş olan Pamukkale, kalsiyum oksit içeren termal sularıyla oluşan travertenleri mutlaka ama mutlaka gezilmesi gereken yerlerden birisi. Traverterleri dışında da Pamukkale tarihi ve kültür bakımından çok önemli. Hierapolis Antik Kenti, Kaklık Mağarası, Yeşildere Şelalesi gibi önemli yerler bulunuyor. 



Pamukkale travertenlerine giriş için eğer müze kartınız yoksa kişi başı 80TL ödemeniz gerektiğini - yani en azından şu anlık fiyat bu - söylemeden geçemeyeceğim. Buraya gitmeyi aklınıza koyduysanız mutlaka müze kartı çıkarmanızı öneririm. 



Ayakkabılarınızı, çoraplarınızı çıkarıp bu pamuk travertenlere bastığınız anda bembeyaz bir dünyaya adım atmış olacaksanız. Kimi yerler çok kaygan, düşmeden gitmek için çok çabalayacaksınız, kimi yerlerde biriken soğuk ya da sıcak suya ayaklarınıza terapi uygulayacaksınız. Hatta biz de çok böyle bir alışkanlık yok ama - Türklerde yani - turistlerin çoğu bikinileri/mayoları ile giriyor. Tüm vücudunuzu bile sokabilirsiniz! Ben şahsen bu gibi yerlerde elbise, etek ya da şort tercih ediyorum. 



Karahayıt Travertenleri'nde olduğu gibi burada da ayaklarım için iyi geldiğini hissettim. Eğer beyaz renginden gözünüzü alabilirseniz Pamukkale ilçesinden de çok güzel manzaralarla karşılaşabilirsiniz. Travertenleri bir uçtan bir uca yürüdüğünüz de dinlenebileceğiniz normal bir düzlüğe geleceksiniz. Burada Hierapolis kalıntıları arasında yürüyebilir, bir kafede ya da restoranda oturabilir ya da Heykel Müzesi'ni gezebilirsiniz (son iki resim). İşte bu gezime dair daha fazla resim:












***

Tüm gezi yazılarımı görmek için: link
Denizli'de gezdiğim diğer yerler: link
Instagram: @kayipfisilti





Pamukkale Travertenleri

Nisan 19, 2021

, ,

 


Hayatımda monotonlaşmış bir yoğunluk almış başını giderken, abimlerin bizi şehir dışından ziyarete gelmesiyle biraz farklılık katıldı hayatımıza. Hafta sonu yasağından sonra bugün hemen kendimizi dışarıya attık. Çocukluğumda akrabalarla en sık gittiğimiz yerlerden biriydi Pamukkale, Denizli'de oturuyorduk o zamanlar. Ama en son gitmemin üzerinden yıllar yıllar geçti. Tekrar, bugün, gittiğimde hatırlamadığım birçok şey vardı ve hislerim çok daha farklıydı, çocukluk hislerime göre. Tabii o zamanlar bu traverten ne, doğal güzellik ne anlamazdık, çocuktum o zamanlar dedim ya. Daha çok kafelerdeki dondurmalar, gazozlar ilgilendirirdi beni ya da havuzlar, parklar...



O zaman şimdi biraz Pamukkale'den ve hissettiklerimden bahsedeyim. Pamukkale, Denizli'nin bir ilçesi ve merkezine 20km kadarlık bir uzaklıkta. Pamukkale, nüfus olarak Denizli'nin en büyük ilçesi. Bu ilçesi şifalı kaplıcaları ile ünlü. Bu ilçede bulunan Karahayıt Kaplıcaları'ndan da önceki bir gönderimde bahsetmiştim ve Pamukkale Kaplıcaları ile karşılaştırmıştım. Dünyanın sekizinci harikası olarak seçilmiş olan Pamukkale, kalsiyum oksit içeren termal sularıyla oluşan travertenleri mutlaka ama mutlaka gezilmesi gereken yerlerden birisi. Traverterleri dışında da Pamukkale tarihi ve kültür bakımından çok önemli. Hierapolis Antik Kenti, Kaklık Mağarası, Yeşildere Şelalesi gibi önemli yerler bulunuyor. 



Pamukkale travertenlerine giriş için eğer müze kartınız yoksa kişi başı 80TL ödemeniz gerektiğini - yani en azından şu anlık fiyat bu - söylemeden geçemeyeceğim. Buraya gitmeyi aklınıza koyduysanız mutlaka müze kartı çıkarmanızı öneririm. 



Ayakkabılarınızı, çoraplarınızı çıkarıp bu pamuk travertenlere bastığınız anda bembeyaz bir dünyaya adım atmış olacaksanız. Kimi yerler çok kaygan, düşmeden gitmek için çok çabalayacaksınız, kimi yerlerde biriken soğuk ya da sıcak suya ayaklarınıza terapi uygulayacaksınız. Hatta biz de çok böyle bir alışkanlık yok ama - Türklerde yani - turistlerin çoğu bikinileri/mayoları ile giriyor. Tüm vücudunuzu bile sokabilirsiniz! Ben şahsen bu gibi yerlerde elbise, etek ya da şort tercih ediyorum. 



Karahayıt Travertenleri'nde olduğu gibi burada da ayaklarım için iyi geldiğini hissettim. Eğer beyaz renginden gözünüzü alabilirseniz Pamukkale ilçesinden de çok güzel manzaralarla karşılaşabilirsiniz. Travertenleri bir uçtan bir uca yürüdüğünüz de dinlenebileceğiniz normal bir düzlüğe geleceksiniz. Burada Hierapolis kalıntıları arasında yürüyebilir, bir kafede ya da restoranda oturabilir ya da Heykel Müzesi'ni gezebilirsiniz (son iki resim). İşte bu gezime dair daha fazla resim:












***

Tüm gezi yazılarımı görmek için: link
Denizli'de gezdiğim diğer yerler: link
Instagram: @kayipfisilti





Doğanın sessizliği gerçektir. Etrafınızı sardığında, hissedersiniz.



Rüya gibi bir gündü benim için. Aslında ne zaman geziye gitsem ve sitemde paylaşsam bu tarz tabirler kullanıyorum, biliyorum. Hayatta en sevdiğim ikinci şey sanırım yeni yerler keşfetmek... Beni dinlendiriyor, heyecanlandırıyor, ufkumu açıyor, ilhamım oluyor ve her yer bana çok farklı hisler, anılar bırakıyor... Bugün de onlardan biriydi. Rüya gibi olmasınınsa iki sebebi var. Bunu yazımın sonralarında zaten göreceksiniz. 




Uzun süredir kar görmek istiyordum. Sitemi uzun zamandır takip edenler benim kış mevsimini nasıl sevdiğimi, en sevdiğim mevsim olduğunu az çok bilirler. Denizli'ye bu sene kar yağsa da çok garip bir şekilde gerçekleşti. Bir iki ay boyunca haftada bir iki gün kar yağdı ve hava soğudu. Diğer günler tekrar güneş açtı 15-20 dereceye kadar çıktı. Hayatımda böyle bir hava olayı görmedim ben. İklim krizi. Neyse asıl konumuza dönelim. Hal böyle olunca kar tutmadı, zaten öyle lapa lapa da yağmadı. 

Aklımda bayadır Denizli'de bulunan teleferiğe gitmek vardı. Hayatımda hiç binmemiştim ve çok merak ediyordum. Ayrıca teleferiğin olduğu yerde Bağbaşı Yaylası'nın da olduğunu öğrendim fakat nasıl bir yere benzediği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Özellikle buraya birkaç gün öncesinde kar yağdığını öğrendiğimde beni durdurmanın imkanı yoktu sanıırm.



Geçen hafta cumartesi günü yaklaşık on yedi derecelik bir havada yola çıktık. Kar yağalı üç gün kadar olmuştu, erimemiş olması için dua ederek bir heyecan gitmiş bulunduk ailemle. Biz kendi arabamızla gittik. Denizli terminaline 9km kadar uzaklıkta. Bir dağın eteğinden girdik alana. Önce bizi bir ormanlık alan karşıladı. Hiç kar yoktu. Biraz üzüldüm, bu ilk girdiğim alandan ibaret olduğunu düşündüm. Fakat çok dar düşünmüşüm. Dağı biraz tırmandıktan sonra teleferiğe ulaştık. Kişi başı 10 TL ücret ödedikten sonra ilk teleferik maceram da başlamış oldu.


Teleferiğe bir heyecan nasıl bindim, o yükseklikten nasıl çıktık, çıkarken yemyeşil alan nasıl bir anda beyaza döndü, beyazlar içinde kalan minik tavşan ayak izleri, sonracığıma koca bir şehir manzarası ve yukarıya doğru uzandıkça uzanan kooocaaaman bir dağ. Nasıl anlatayım ki yaşadıklarımı, hissettiklerimi şimdi? Kendiniz deneyin, yaşayın ve hissedin demekten alamıyorum kendimi.



Teleferikten indikten sonra kendimizi küçük bir alanda bulduk. Burada yine Denizli seyir tepesi ve lavabo bulunuyordu. Buradan daha yukarıya giden yol vardı. Dolmuşlar götürüyor yukarıya. Bindik ve dağın etrafından süzüm süzüm süzüldük iyice tepeye ta ki tepemiz de apaçık bir gökyüzü kalana kadar. İşte burası Bağbaşı Yaylası. Buraya kendi özel aracınızla gelme imkanınızda bulunuyor. Normal sıcacık günlerde aslında burası serin olurmuş. Yazın sıcaktan kaçmalık bir yermiş yani. Burada piknik alanı, çeşitli restoranlar, oyun parkları, çadır/kamp alanları ve bungalov evler bulunuyor. Eğer aşağıdaki resmi yeni sekmede açıp büyütürseniz, belki de -çok zor da olsa - alttan en soldaki resimde tavşan ayak izlerini görebilirsiniz:)



Tavşan ayak izlerini de göremeyip merak edenler için buraya ekliyorum:)




***


Bağbaşı Yaylası ve Teleferik

Mart 31, 2021

, , , ,
Doğanın sessizliği gerçektir. Etrafınızı sardığında, hissedersiniz.



Rüya gibi bir gündü benim için. Aslında ne zaman geziye gitsem ve sitemde paylaşsam bu tarz tabirler kullanıyorum, biliyorum. Hayatta en sevdiğim ikinci şey sanırım yeni yerler keşfetmek... Beni dinlendiriyor, heyecanlandırıyor, ufkumu açıyor, ilhamım oluyor ve her yer bana çok farklı hisler, anılar bırakıyor... Bugün de onlardan biriydi. Rüya gibi olmasınınsa iki sebebi var. Bunu yazımın sonralarında zaten göreceksiniz. 




Uzun süredir kar görmek istiyordum. Sitemi uzun zamandır takip edenler benim kış mevsimini nasıl sevdiğimi, en sevdiğim mevsim olduğunu az çok bilirler. Denizli'ye bu sene kar yağsa da çok garip bir şekilde gerçekleşti. Bir iki ay boyunca haftada bir iki gün kar yağdı ve hava soğudu. Diğer günler tekrar güneş açtı 15-20 dereceye kadar çıktı. Hayatımda böyle bir hava olayı görmedim ben. İklim krizi. Neyse asıl konumuza dönelim. Hal böyle olunca kar tutmadı, zaten öyle lapa lapa da yağmadı. 

Aklımda bayadır Denizli'de bulunan teleferiğe gitmek vardı. Hayatımda hiç binmemiştim ve çok merak ediyordum. Ayrıca teleferiğin olduğu yerde Bağbaşı Yaylası'nın da olduğunu öğrendim fakat nasıl bir yere benzediği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Özellikle buraya birkaç gün öncesinde kar yağdığını öğrendiğimde beni durdurmanın imkanı yoktu sanıırm.



Geçen hafta cumartesi günü yaklaşık on yedi derecelik bir havada yola çıktık. Kar yağalı üç gün kadar olmuştu, erimemiş olması için dua ederek bir heyecan gitmiş bulunduk ailemle. Biz kendi arabamızla gittik. Denizli terminaline 9km kadar uzaklıkta. Bir dağın eteğinden girdik alana. Önce bizi bir ormanlık alan karşıladı. Hiç kar yoktu. Biraz üzüldüm, bu ilk girdiğim alandan ibaret olduğunu düşündüm. Fakat çok dar düşünmüşüm. Dağı biraz tırmandıktan sonra teleferiğe ulaştık. Kişi başı 10 TL ücret ödedikten sonra ilk teleferik maceram da başlamış oldu.


Teleferiğe bir heyecan nasıl bindim, o yükseklikten nasıl çıktık, çıkarken yemyeşil alan nasıl bir anda beyaza döndü, beyazlar içinde kalan minik tavşan ayak izleri, sonracığıma koca bir şehir manzarası ve yukarıya doğru uzandıkça uzanan kooocaaaman bir dağ. Nasıl anlatayım ki yaşadıklarımı, hissettiklerimi şimdi? Kendiniz deneyin, yaşayın ve hissedin demekten alamıyorum kendimi.



Teleferikten indikten sonra kendimizi küçük bir alanda bulduk. Burada yine Denizli seyir tepesi ve lavabo bulunuyordu. Buradan daha yukarıya giden yol vardı. Dolmuşlar götürüyor yukarıya. Bindik ve dağın etrafından süzüm süzüm süzüldük iyice tepeye ta ki tepemiz de apaçık bir gökyüzü kalana kadar. İşte burası Bağbaşı Yaylası. Buraya kendi özel aracınızla gelme imkanınızda bulunuyor. Normal sıcacık günlerde aslında burası serin olurmuş. Yazın sıcaktan kaçmalık bir yermiş yani. Burada piknik alanı, çeşitli restoranlar, oyun parkları, çadır/kamp alanları ve bungalov evler bulunuyor. Eğer aşağıdaki resmi yeni sekmede açıp büyütürseniz, belki de -çok zor da olsa - alttan en soldaki resimde tavşan ayak izlerini görebilirsiniz:)



Tavşan ayak izlerini de göremeyip merak edenler için buraya ekliyorum:)




***



Voovv... Bir gezi yazısı daha... Öncelikle şunu tekrar belirtmek istiyorum biz gittiğimiz her yerde sosyal mesafeye uyuyor ve maskemizi takıyoruz. Sadece fotoğraf çekilmek için insanlardan uzak yerlerde maskemi çıkartıyorum. Açıkçası bir süre gezi yazısı yazamayacağımı düşünmüştüm son korona vakalarından sonra.  Ama alınan önlemler bir hayli garip ama konumuz bu değil. Konumuz Güney Şelalesi. Hatta Güney Şelalesi'ndeki gizli geçit. Bu gizli geçitten bahsetmeden önce Güney Şelalesi'nden bahsetsem daha iyi olacak.



Güney Şelalesi, Denizli'nin merkezine 70km kadar uzaklıkta bulunuyor. İsmini aldığı Güney ilçesinde bulunuyor.  Şelalenin etrafını piknik alanları kaplıyor daha çok ama şu anda tabii ki koronadan dolayı işlev görmüyor bu piknik alanları. Zaten bu gezimde sadece şansıma üç grupla karşılaştık. Yani neredeyse hiç insan yoktu.



Öncelikle şunu söylemeliyim ki şelale büyük değil. Daha önce daha büyük şelaleri gezdiyseniz çok doyuracak tarzda bir şelale değil. Görünümü çok hoş, küçük bir doğa harikası. Havaların daha iyi olduğu zaman gelirseniz muhtemelen buraya şöyle bir göz atıp piknik alanına geçmek isteyeceksiniz. Ama ben size buranın şelalesinin ardında aslında nasıl başka bir doğa harikası olduğundan bahsedeceğim. 





Gizli geçidimiz bu merdivenler. Aslında çok gizli bir yerde değil. Şelalenin yanından piknik alanına çıkan bir yer var. Oraya çıktığınızda bu merdivenleri göreceksiniz. Fakat bu merdivenlerden çıktıktan sonra biraz daha tırmanmanız gereken bir kısım var. Çok zor değil tırmanmak. Hatta tırmanmak bile değil. Eğer ayağınızda rahat bir şeyler varsa kolaylıkla çıkabileceğiniz bir kısım. Ondan sonra benim asıl bayıldığım yer karşınıza gelecek. Şelalenin aktığı yer.



Gittiğim çoğu yerin aksine burası inanılmaz derecede temizdi. Yerde bir tek çöp göremedim. Çok güzel bakılmış buralara. Diğer resimler:













Güney Şelalesi'nde Çok Gizli Geçit

Kasım 21, 2020

, ,


Voovv... Bir gezi yazısı daha... Öncelikle şunu tekrar belirtmek istiyorum biz gittiğimiz her yerde sosyal mesafeye uyuyor ve maskemizi takıyoruz. Sadece fotoğraf çekilmek için insanlardan uzak yerlerde maskemi çıkartıyorum. Açıkçası bir süre gezi yazısı yazamayacağımı düşünmüştüm son korona vakalarından sonra.  Ama alınan önlemler bir hayli garip ama konumuz bu değil. Konumuz Güney Şelalesi. Hatta Güney Şelalesi'ndeki gizli geçit. Bu gizli geçitten bahsetmeden önce Güney Şelalesi'nden bahsetsem daha iyi olacak.



Güney Şelalesi, Denizli'nin merkezine 70km kadar uzaklıkta bulunuyor. İsmini aldığı Güney ilçesinde bulunuyor.  Şelalenin etrafını piknik alanları kaplıyor daha çok ama şu anda tabii ki koronadan dolayı işlev görmüyor bu piknik alanları. Zaten bu gezimde sadece şansıma üç grupla karşılaştık. Yani neredeyse hiç insan yoktu.



Öncelikle şunu söylemeliyim ki şelale büyük değil. Daha önce daha büyük şelaleri gezdiyseniz çok doyuracak tarzda bir şelale değil. Görünümü çok hoş, küçük bir doğa harikası. Havaların daha iyi olduğu zaman gelirseniz muhtemelen buraya şöyle bir göz atıp piknik alanına geçmek isteyeceksiniz. Ama ben size buranın şelalesinin ardında aslında nasıl başka bir doğa harikası olduğundan bahsedeceğim. 





Gizli geçidimiz bu merdivenler. Aslında çok gizli bir yerde değil. Şelalenin yanından piknik alanına çıkan bir yer var. Oraya çıktığınızda bu merdivenleri göreceksiniz. Fakat bu merdivenlerden çıktıktan sonra biraz daha tırmanmanız gereken bir kısım var. Çok zor değil tırmanmak. Hatta tırmanmak bile değil. Eğer ayağınızda rahat bir şeyler varsa kolaylıkla çıkabileceğiniz bir kısım. Ondan sonra benim asıl bayıldığım yer karşınıza gelecek. Şelalenin aktığı yer.



Gittiğim çoğu yerin aksine burası inanılmaz derecede temizdi. Yerde bir tek çöp göremedim. Çok güzel bakılmış buralara. Diğer resimler:













Kayıp Fısıltı