Slider

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Blog yazarından not...
Hey, ben Zeynep. Online evime hoş geldiniz!
Kendinizi evinizde gibi hissedin. Şarabınızı ya da kahvenizi alın ve bir süre burada kalın. Ben uzunca bir süre burada olacağım, umarım siz de benimle birlikte olursunuz!

Doğa, hayatın kitaplarının yazıldığı tuvaldir, her yaprak rüzgar tarafından çevrilen bir sayfadır ve her gün doğan güneş keşfedilmeyi bekleyen yeni bir mucize bölümüdür. -Kayıp Fısıltı
Son Blog Gönderileri

13 Nisan 2024 Cumartesi

Not: Bu kısmı daha sonradan sileceğim. Bugün iki gönderi paylaştığım için önceki gönderim arada kaynamasın istedim. Bugün yazdığım diğer yazıma da göz atmayı unutmayın! Şuracıktan bakabilirsiniz: Abisal Gücün Altında


Size yine çok tatlı bir oyun önerisiyle geldim. Oyunumuzun adı: Dordogne.




Oyun Hakkında Genel Bilgiler

Dordogne, Fransız geliştiriciler olan Un Je Ne Sais Quoi ve Umanimation tarafından paylaşılan bağımsız macera oyunudur. 2023 yazında çıkan bu oyun 8 bölümden oluşuyor. Ben 6 buçuk saatte bitirdim. Steam üzerinde fiyatı 10.49 dolar civarında yani yaklaşık olarak 330TL. Ben indirimdeyken almıştım oyunu 6 dolar civarında. Oyuna Steam üzerinden ulaşmak için: Steam; Oyunun kendi sitesine gitmek için: Umanimation


Oyunun Fragmanı



Sanat/Haritalar
(10/10)

Oyunun en göze çarpan özelliğiyle başlamak istiyorum, oyunun sanatı! Oyunu Steam üzerinden keşfetmiştim. Sanırım Steam hesabımın köşesinde bir yerinde önerilerde çıkmıştı. Girdim, oyunun çizimini gördüm ve hiç abartısız ne olduğunu araştırmadan direkt çizimini aşırı beğendiğim için satın alıverdim. Yağlı boyayla çizilmiş gibi canlı renklere sahip oyun beş yıldızlı görsel sunuyor bize. Haritalarda oldukça hoş.



Oyunun Hikayesi
(7,5/10)

Oyunun hikayesi Fransa'da bulunan Dordogne şehrinde geçiyor. 32 yaşındaki Mimi kısa bir süre önce vefat eden büyükannesinden kendisine yazdığı bir mektup bulur. Mektupta büyükannesi Mimi'ye Dordogne'deki evinde kendisi için bir kutu bıraktığını söyler. Ailesi Mimi'nin gitmesini istemese de Mimi Dordogne'ye gider ve orada bir aile dramını ortaya çıkartırken kendi çocukluğunu hatırlar.


Oynanış
(4/10)

Sanat ve hikaye üzerinde duran oyunun oynanışı çok etkileyici sayılmaz. Oyunda geçmiş, Mimi'nin çocukluğu ve şu an olmak üzere iki zamanlı oynuyoruz. Yapmamız gerekenler genel olarak çok basit şeyler. Yürümek, büyükanneyi takip etmek, yemek yapmak vs. Ayrıca mesela nehrin içinde geçen bir bölüm var orada yüzme animasyonu görmüyoruz. Oyunda beni tek rahatsız eden buydu. Genel olarak eksiklikler olsa da oyun genel itibari ile bu yönden beni çok rahatsız etmedi.


***

Instagram: @kayipfisilti

Tüm oyun önerilerimi ve incelemelerimi görün




Oyun Hakkında Genel Düşüncelerim


Genel olarak oldukça beğendiğim bir oyun oldu. İyi ki de oynamışım dedirtti yani. Çünkü biraz rastgele aldığım için oyunu, yani sadece görsel sanatına bakıp aldığım için şüphelerim vardı. Ama bir oh çekerek bitirdim oyunu. Hikayesi güzeldi. Daha iyi hikayeli oyunlar oynadım şahsen ama yine de iyiydi. Oynamalı mısınız? Bence değer. Hem sizi büyükanne torun ilişkisiyle sıcacık tutacak, hem gözlerinizi pastel renklerle boyayacak hem Dordogne'nın o güzel köşesinde sakin zaman geçirmenizi sağlayacak. Genel puanım 7/10.


***

Instagram: @kayipfisilti

Tüm oyun önerilerimi ve incelemelerimi görün


Geçen paylaştığım Buz Cadısı hikayesi gibi bir şey daha denemek istedim. O resmi yapay zeka ile geliştirerek yeni çok kısa bir öykü yazdım. Umarım beğenirsiniz!



Eğer bu yazımın bir şarkısı olsaydı da bu olurdu:



Abisal Gücün Altında

Okyanusun karanlık derinliklerinde, ruhu gemisinin yelkenleri kadar aşınmış olan yirmili yaşlarındaki genç bir kadın, kendisini akıl almaz bir güç tarafından ele geçirilmiş halde buldu. Kadim masallardaki fısıltılar, dalgaların altında gizlenen böyle bir gücün habercisiydi ama o şimdiye kadar hiç inanmamıştı. Boğucu pençesine hapsolmuş, kendisini tüketen karanlığa karşı savaştı, gemisi uçurumun derinliklerine doğru sürüklenirken kurtulmaya çabaladı. Her geçen an kızın umutları azalıyor, onu esir alan, onu bilinmeyen ve korkunç derecede nihai bir kadere mahkum eden acımasız güç tarafından yutuluyordu.


---

Bu fragman olsun, bu öykümü sanırım uzunca yazmaya karar verdim şimdi. Umarım sevmişsinizdir! :)

11 Nisan 2024 Perşembe

 ...Aradan tam beş yıl geçti. Frank Dodd'un cesedi tabutunda çürümüştü bile.

Oysa kurtadamlar, vampirler, gulyabaniler ve kuytulardaki inlerinde gizlenen yaratıklar asla ölmezler.

Gerçekten de 1980 yazısında canavarın yolu tekrar Castle Rock'a düştü...



Kujo (Kitabın orijinal adı: Cujo), Stephen King'in 1982 yılında çıkardığı korku ve gerilim türündeki bir kitabı. 1982'de Fantezi Ödülü'nü kazanan kitap 1983'te filme uyarlandı. Kitap, Altın Kitaplar yayıncılığına ait ve 256 sayfadan oluşuyor. Türkçe çevirisi Oya Çakır'a ait. Kitabın arka kapağı:



Kitap, 80lerde Maine'nin küçük bir kasabası olan Castle Rock'ta saint bernard türünde bir aile köpeğinin kuduz olmasını ve o zamanın şartlarında bu durumun nasılda korkutucu olabileceğini kimi doğa üstü olaylarla birlikte konu alıyor. Cujo aslında herkes tarafından sevilen, insanlara sadık bir köpek. Fakat kuduz olduktan sonra en berbat insanların bile arkadaşı olan bu köpek canavara dönüşüyor. Cujo"yu bu kadar ürkütücü kılan şey ise, sadece canavarca bir köpeğin varlığı değil, King'in hikaye boyunca oluşturduğu psikolojik gerilimdir. 


King'in anlatım gücünün yanı sıra canlı betimleme sanatını da oldukça iyi bir şekilde hissediyoruz bu kitabında. Günlük hayatta gayet normal karşılayacağımız şeyler; mesela tamirciye gitmek ya da zorlu bir evlilik gibi konular bu kitapta büyük bir gerilime dönüşüyor. 


Dahası, "Cujo" sadece bir korku romanı değil; aynı zamanda izolasyon, umutsuzluk ve insanların hayatta kalmak için sınırları ne kadar aşabileceği gibi temaları da içine alıyor. King'in karakterleri karmaşık ve günlük hayatımızda da ilişkilendirebileceğimiz tipler. Onların mücadeleleri çok gerçekçi hissettiriyor, hikayeye derinlik ve duygusal elementler ekliyor. Mesela bazı sayfalarda artık yeter diye içimden çığlıklar attım. Şahsen bu gerçekten psikolojik gerilimden dolayı mıydı yoksa kimi yerleri çok mu uzatmış gibi geldi, onu bilemedim. Sanırım ikisi de. Her şeye rağmen kısa bir süre sonra tekrar kitaba yumulup ne olacak diye meraklar içinde okudum. 


Alıntılar

Sen boşlukta kalmanın ne demek olduğunu bilemezsin Vic. Sen erkeksin, erkekler savaşa gider, kadınlarsa evde toz alır. Bomboş odalarda toz alırken rüzgarın uğultusuna kulak verirsin, bazen de rüzgar kendi içindeymiş gibi gelir insana. Pikaba bir plak koyarsın, aklına bir alay karamsar düşünce üşüşür. Kalkar tuvaletleri ovar, lavaboları parlatırsın. Gözlerin antikacı dükkanının vitrinindeki cicili bicili biblolara iliştiğinde, annenin, teyzelerinin, büyükannenin bu biblolarla dolu büfelerini anımsarsın.

Syf: 80

İnsanın dünyası, içi boş, dışı rengarenk paskalya yumurtaları kadar çabuk kırılabiliyordu demek.

Syf: 104

Yürekli savaşçılar asla ölmezler, yalnızca göçüp giderler.

Syf: 138

Yeryüzü günahsız ve savunmasızların üstüne çullanan canavarlarla doluydu.

Syf: 250


Kitabı okumalı mısınız? Korku ya da psikolojik korku kitabı sevseniz de sevmeseniz de "iyi ki okudum" diyebileceğiniz bir kitap olduğunu düşünüyorum. Puanım 4,5/5.


***

Instagram: @kayipfisilti

Tüm kitap önerilerimi ve incelemelerimi görün

Stephen King'in paylaştığım tüm kitaplarını görün

Edebiyata dair tüm yazılarımı görün

6 Nisan 2024 Cumartesi

Merhaba! Bugün farklı bir gönderi ile karşınızdayım. Bugün önceden sipariş etmiş olduğum peruğum geldi. Açıkçası neden aldığımı çok bilmiyorum. Instagram hesabımı takip ediyorsanız Cosplay olayının hoşuma gittiğini ve imkanım olsa yapmak istediğimi söylemiştim. Bunu ciddi ciddi yapmam ama zaman buldukça eğlencesine yapacağım sanırım. Peruğu sipariş etmemin nedeni de bu! Ve ne zaman hoşuma giden fotoğraflar çektim, o zaman onlarla ilgili öyküler yazacağım.




Peruğu takar takmaz kendimi buz cadısıymışım gibi hissettim. Zaten kışa olan özlemimle çok mini bir öykü yazıverdim. İngilizce olarak IG hesabımda paylaştım, burada da Türkçesini paylaşayım dedim. Umarım okurken zevk alırsınız! (Bu arada kıyafetimin buz cadısını pek çağrıştırmadığını biliyorum, sadece dolabımdan en yakın kıyafeti seçtim. Yine de hoşuma gitti ve paylaşmak istedim! :)




Buzdan bir pelerinle sarılı olan Buz Cadısı, karlı vatanının özlemiyle uzaklara bakıyor. Sonsuz beyaz manzaraların anıları zihninde dans ediyor, donmuş güzellik ve büyünün hikayelerini fısıldıyor. Kalbinde geri dönmeyi, dondurucu rüzgarların serinliğini bir kez daha hissetmeyi, don ve kardan oluşan krallığına hükmetmeyi arzuluyor...


Bu kadar! Hahah, biliyorum, çok kısa!

4 Nisan 2024 Perşembe

Of, çok yoğun bir haftaydı bu hafta. Neyse ki yarın yoğunluğum bitiyor ve bir süre dinlenebilecek, hobilerime zaman ayırabileceğim! Biliyorsunuz ki zaman zaman yeni rutinler oluşturuyorum. Bir şeyler beni germeye başladığında, iyice bunaldığımda anlıyorum ki yeni bir rutin oluşturma zamanı. Ben de bir bahar rutini oluşturma kararı aldım.




Öncelikle şu şarkıyı bir dinlemenizi öneririm. Yıllar yıllar önce gece uyumadan önce açıp dinlediğim, hayallere dalarak uyuyakaldığım şarkılardan biridir. Şarkıyı şimdi tekrar keşfediyorum, oynatma listemde tekrarda yani. Oldukça yavaş ve melankolik bir şarkı. Ve şanslıyım ki açık balkon kapımdan şöyle güzel bir rüzgar esiyor şu an. Kendimi huzurlu ve sakin hissediyorum... Yaşadığımı hissettiren bir doğa olayı bu. Güneş altında pek hissedemediğim bir şey. Vampir miyim neyim ben be. Gerçi güneşi de seviyorum, çok nadir. Özellikle buz gibi havalardan sonra sırtımı okşayan o güneşin sıcaklığı en cozy hissettiğim anlardan. Her neyse, asıl konuma dönüyorum...





Sabahın İlk Işıkları

Sabah 8'de uyanıp balkonda nefes aldıktan sonra kahvemi içip sakince oyunlarımı oynayacağım bir saat. Daha sonrasında sakinliğimi atıp güne enerjik ve pozitif devam edebilmek için çok iyi bir kahvaltı ve ardından kısa bir meditasyon ve nefes egzersizleri yapacağım.


İspanyolca

Kahvaltının ardından, günün en önemli parçalarından biri geliyor: İspanyolca çalışma saatleri. İspanyolca, uzun zamandır öğrenmek istediğim bir dil ve Bahar Rutinim sayesinde bunu gerçekleştirmek için kendime zaman ayırabileceğim. Her gün yaklaşık iki saat boyunca, satın aldığım kimi derslerle kendim İspanyolca öğreneceğim. Ayrıca bu sabah için güzel bir zihinsel çalışma olacaktır.



Parmak Piyanosu - Kalimba Zamanı!

Kalimba çaldığımı zaten biliyorsunuz. Daha fazla şarkı öğreneceğim. Ayrıca başlangıç seviyesinde bir kayıt cihazı aldım. Müzisyen olan abimin de dediğine göre bir de program öğrenmem gerekiyormuş YouTube'da paylaşabilmem için çaldıklarımı. Onlarla uğraşacağım 1.30 - 2 saat kadar.


Sosyal Medya ve Teknolojik Aletlere Elveda

Tabii ki geçici süreliğine. Sosyal medyada çok fazla vakit geçirdiğim ve son zamanlarda beni strese soktuğu için Instagram hesabımı bir süreliğine kapattım. Ne kadar sürer bu bilemiyorum. 15 gün, bir ay, belki iki ay... İki gün de olabilir şimdi, bilemedim. Geri döndüğümde daha az zaman geçiriyor fakat daha kaliteli şeyler paylaşıyor olacağım. Bilgisayara da çok bakmayacağım. Bir sabah oyun, bir de akşamları, geceleri dizi-film izlemek için o kadar.


Bu üçü rutinime eklediğim yeni şeylerdi. Günümün geri kalanı öncekilerle aynı. "Hayat" kategorisinden önceki rutinlerimi görebilirsiniz. Peki siz neler yapıyorsunuz? Hayatınıza son zamanlarda eklediğiniz yeni şeyler var mı? Yorumlarınızı bekliyorum!

25 Mart 2024 Pazartesi

Uyarı: Çok da iç açıcı bir gönderi değildir. Ruhsal sıkıntılar hakkında yazıp yazmamak arasında gidip geliyorum. Çünkü bir yerde burayı temiz ve güzel şeylerle tutmaya çalışıyorum ama bir yerde hayatımızın bunlardan ibaret olmadığını ve  kötü hissettiren şeyleri de paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Çok sık olmasa da sanırım bunu yapacağım.




Dün akşam, rutin bir günün ardından beklenmedik bir haberle ağır bir panik atak geçirdim. Benim ya da yakınıma ait bir haber değil tabii, sosyal medyada karşılaştığım bir haberdi. Aslında bu tarz haberlerden uzak durmaya çalışıyorum ama hayat bu, karşımıza çıkarıyor bir şekilde. Haberden bahsetmeyeceğim, daha çok içsel bir yolculuk olacak bu...




Bayadır panik atak geçirmiyordum çünkü bir ara çok sık yaşar olmuştum bu durumu. Atlattım zannetmiştim. Ama dün kim bilir kaç dakika boyunca süren o cehennemde tekrar kendimi kaybettikten sonra kendime geldiğimde ateşim yükselip bedenim tir tir titredi. O anları şu an hatırlamak bir film şeridi gibi, korku filmi gibi geliyor ve ürpertiyor beni. Başlarda çok ne yaptığımı bilmesem de çok sık yaşamaya başladığımdan bir süre sonra büyük bir çaba sarf ederek kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum bu durumlarda. Sakinleştiğimde de ayrı bir sıkıntı. Baş dönmesi, ateş ve sonrasında büyük bir sıkıntı ve sonrasında büyük bir boşluk... Yine o kurak topraklara dönüyorum. Etrafımdaki hiçbir şeyi algılayamıyorum. Sadece boş boş bakıyorum. Sonra da saat kaç olursa olsun sadece ve sadece uyuma isteği...





Dün işte tam uyuma aşamasındayken, zaten çok erken bir saatte değil. Yine telefonu elime aldım. Aslında benim sorunum bu sanırım. Sosyal medyada çok fazla vakit geçiriyorum. Önceden bu kadar vakit geçirmeyeceğimi söyleyip bir süre geçirmemiştim ama sonra unuttum gitti. Tekrar hatırlamam gereken bir şey bu aslında. Her neyse, bu sefer de karşıma öyle güzel bir şarkı çıktı ki ruhuma dokundu. Boşluktan kurtardı. Beni beynimin kuraklıklarından kurtarıp aşkla, sevgiyle dolu bambaşka bir dünyaya götürdü. O şarkı ise Ritchie Valens'in We Belong Together şarkısı.




Ara ara bu sözümü tekrarlıyorum zaten. Bazen müziklerin insanı nasıl bu kadar etkileyebildiğine şaşırıp kalıyorum. Aslında tek bir mekandayım. Benim etrafımda olan biten bir şey yok ama kafamızda öyle şeyler gelip geçiyor ki zaman, mekan, kim olduğumuz her şey ama her şey karışıyor. Bu sefer müziğin iyileştirici gücüyle karşılaştım. Klasik bir son yazacağım size ama hayat öyle ki en beklenmedik zamanda beklenmedik küçük bir ışıkla tekrar hayata bağlayıverir bizi. Bu sadece bir şarkı bile olabilir...

Son Instagram Gönderilerim
@kayipfisilti

Instagram

Kayıp Fısıltı. Theme by STS.