Yaratılış

Yaratılış

Yunan mitolojisine göre evrenin başlangıcında hiçbir şey yoktu. Ne toprak, ne gökyüzü, ne deniz, ne tanrılar ne de insanlar… Sadece Kaos vardı. Kaos, yalnızca bir boşluk değil; aynı zamanda varlığın henüz şekil bulmadığı, düzen ve düzensizlik kavramlarının bile anlam taşımadığı ilkel bir durumdu. Bu dönemde zaman henüz akmaya başlamamış, güneş doğmamış, ay gökyüzünde belirmemişti.

Ancak bu sonsuz boşluk, bir noktada kendiliğinden dönüşmeye başladı. Kaos parçalandı ve bu parçalanma sonucunda evrenin temel bileşenleri ortaya çıktı: yeryüzü, gökyüzü ve deniz. Bu ilk oluşum, mitolojiye göre kusursuz bir denge ve huzur içeriyordu.

Kaos’tan doğan ilk varlık Gaia idi. Gaia, yeryüzünün kendisiydi; hem bir varlık hem de üzerinde yaşamın gelişeceği temel zemindi. O, dünyaya şeklini verdi. Dağları yükseltti, nehirleri akıttı ve gölleri oluşturdu. Adeta bir sanatçı gibi kendi eserini yarattı ve yaşamın temellerini attı.

Ancak Gaia yalnızdı. Yarattığı dünyada kendisine eşlik edecek ve düzeni birlikte sürdürecek varlıklar yaratmak istedi. Bu nedenle kendi kendine doğurarak ilk çocuğunu dünyaya getirdi: Uranus. Uranus gökyüzünün kendisiydi ve kısa sürede evrenin en güçlü varlıklarından biri haline geldi. Zamanla Gaia ve Uranus birlikte yeni varlıklar dünyaya getirdiler.

Gaia’nın doğurduğu ilk çocuklar, Hekatonkheirler olarak bilinen Yüz Kollular idi. Bu devasa varlıkların yüz eli ve elli başı vardı. Güçleri tarif edilemez düzeydeydi. Gaia onları sevgiyle kabul etti, ancak Uranus bu çocuklardan korktu. Bir gün kendisini devireceklerinden endişe ederek onları Gaia’nın derinliklerine, yani annelerinin rahmine geri hapsetti.

Daha sonra Gaia üç çocuk daha doğurdu: Kykloplar, yani Tepegözler. Alınlarının ortasında tek bir göze sahip bu devler, korkutucu görünümlerine rağmen son derece yetenekli zanaatkarlardı. İleride tanrılara güçlü silahlar yapacak olan bu varlıklar da Uranus’un korkusundan kaçamadı. Uranus, onları yeraltının en karanlık noktası olan Tartarus’a hapsetti.

Gaia, Uranus’un kendi çocuklarına uyguladığı bu zulme büyük öfke duydu. Bunun üzerine üçüncü bir çocuk grubu doğurdu: Titanlar. Altı erkek ve altı dişiden oluşan bu on iki güçlü varlık, tanrılar arasında insanlara en çok benzeyenlerdi.

Titan tanrıçaları:
Tethys
Theia
Mnemosyne
Rhea
Themis
Phoebe

Titan tanrıları:
Oceanus
Hyperion
Iapetus
Crius
Coeus
ve en küçüğü, Cronus
Ancak Uranus, bu çocuklarından da korktu ve onları da Gaia’nın derinliklerine hapsetti.

Çocuklarının özgürlüğünün elinden alınmasına daha fazla dayanamayan Gaia, bir plan yaptı. Rahminde hapsolmuş çocuklarıyla iletişim kurabiliyor ve onları özgürlük için savaşmaya çağırabiliyordu. Titanlar arasında bu görevi üstlenmeye en istekli olan, en genç Titan olan Cronus’tu.

Bir gece Uranus, Gaia’nın yanına geldiğinde Cronus, annesinin rahminden sıvıştı ve Gaia’nın ona verdiği kıvrık bir orakla babasına saldırdı. Uranus, ihanet ve korku içinde can verirken şu kehanette bulundu:

Cronus, bir gün senin çocukların da sana aynısını yapacak.

Bu sözler, Yunan mitolojisinin en önemli döngülerinden birinin başlangıcını işaret ediyordu.

Uranus’un düşüşünden sonra Gaia’nın hapsettiği tüm çocuklar özgürlüğüne kavuştu. Tepegözler Tartarus’tan çıkarıldı ve Titanlar evrenin yeni yöneticileri oldu. Titanların lideri olarak Cronus seçildi.

Cronus, kız kardeşi Rhea ile evlendi ve birlikte evreni yönetmeye başladılar. Bu dönem, mitolojide genellikle bir denge ve düzen çağı olarak anlatılır. Ancak Uranus’un son sözleri, bu düzenin sonsuza kadar sürmeyeceğinin habercisidir.

×