Agatha Christie’yi ne kadar sevdiğimi artık biliyorsunuz; kitaplarını elime aldığımda beni bekleyen gizemli dünyaya büyük bir keyifle dalıyorum. Son Evdeki Tehlike de bu açıdan benim için yine oldukça keyifli bir okuma oldu. Christie’nin olayları adeta bir tiyatro sahnesinde canlandırıyormuş hissi veren anlatımı, karakterlerin arasındaki gerilim ve giderek artan merak duygusu kitabı benim için daha da eğlenceli hale getirdi. Bu yazıda hem kitabın genel özelliklerinden ve Agatha Christie’nin eserleri arasındaki yerinden hem de hikayesinden, karakterlerinden ve bende bıraktığı izlenimlerden bahsedeceğim. Elbette mümkün olduğunca spoiler vermeden, bu gizemli eve birlikte biraz daha yakından bakacağız.
Hikayemiz, Cornwall kıyılarındaki St. Loo yakınlarında bulunan End House adlı eski ve görkemli bir evde geçiyor. Hercule Poirot ve yakın dostu Captain Hastings, kısa bir tatil için geldikleri bu bölgede genç Nick Buckley ile tanışıyorlar. Ancak Nick’in başına peş peşe gelen tuhaf kazalar, bunun basit bir tesadüf olmadığını düşündürüyor. Önce arabasının frenleri bozuluyor, ardından üzerine bir kaya düşüyor ve daha sonra odasında büyük bir tehlike atlatıyor. Son olarak Poirot, Nick’in şapkasında bir kurşun deliği fark edince artık ortada ciddi bir tehdit olduğundan emin oluyor.
İşin ilginç tarafı ise ortada henüz işlenmiş bir cinayet olmaması. Poirot, işlenmesi muhtemel bir cinayeti engellemeye çalışıyor. Nick’in çevresindeki insanlar, geçmişten gelen ilişkiler, gizli meseleler ve Son Ev'in atmosferi derken şüphe giderek büyüyor. Poirot ve Hastings, Nick’in gerçekten hedef alınıp alınmadığını ve eğer öyleyse bunu kimin neden yapmak istediğini anlamaya çalışıyorlar.
Benim için kitabın en keyifli taraflarından biri de tam olarak bu “cinayet gerçekleşmeden önce katili bulma” fikriydi. Christie, okuru doğrudan bir cinayetin ardından soruşturmanın içine atmak yerine, yaklaşmakta olan tehlikenin yarattığı merakla hikayeyi ilerletiyor. Ben her ne kadar kitabın ortalarına gelmeden katilin kim olduğunu tahmin etmiş olsam da, bu durum heyecanımı pek azaltmadı. Aksine, olayların nasıl gelişeceğini ve Poirot’nun parçaları nasıl bir araya getireceğini merak ederek okumaya devam ettim.
Agatha Christie
Agatha Christie, 15 Eylül 1890’da İngiltere’nin Torquay kentinde dünyaya geldi ve bugün hala dünyanın en çok okunan polisiye yazarlarından biri olarak kabul ediliyor. Çocukluğu, güçlü bir hayal gücünü besleyecek şekilde geçti. Küçük yaşta kendi kendine okumayı öğrenen Christie, annesinin anlattığı hikayelerden, şiirlerden ve dönemin macera kitaplarından etkilenerek erken yaşlarda yazmaya başladı. Polisiye dünyasına adım atması ise kız kardeşi Madge’in kendisine bir dedektif hikayesi yazma konusunda meydan okumasıyla gerçekleşti. Böylece Hercule Poirot’nun ilk kez ortaya çıktığı Styles'daki Esrarengiz Olay doğdu.
Christie’nin hayatı yalnızca kitaplarından ibaret değildi. İki dünya savaşını gördü, savaş yıllarında hastanede çalıştı, iki evlilik yaptı ve ikinci eşi arkeolog Max Mallowan ile birlikte Ortadoğu’daki arkeolojik kazılara katıldı. Bu seyahatler ve farklı kültürlerle tanışması, ilerleyen yıllarda eserlerinin atmosferine ve mekanlarına da yansıdı. Toplamda 66 polisiye roman ve 14 öykü kitabı kaleme alan Christie, aynı zamanda tiyatro oyunlarıyla da büyük başarı elde etti. Özellikle The Mousetrap, dünyanın en uzun süre sahnelenen tiyatro oyunu olarak onun tiyatral yönünün ne kadar güçlü olduğunu da gösteriyor.
Son Evdeki Tehlike’nin merkezinde elbette Hercule Poirot ve yakın dostu Arthur Hastings bulunuyor. Poirot, her zamanki gibi küçük ayrıntılardan büyük sonuçlar çıkaran, zekasına ve “küçük gri hücrelerine” fazlasıyla güvenen bir dedektif. Bu kitapta onu yalnızca işlenmiş bir cinayeti çözmeye çalışırken değil, henüz gerçekleşmemiş bir cinayeti engellemeye çalışırken görüyoruz. Hastings ise olayları daha duygusal ve sezgisel açıdan değerlendiren taraf olarak Poirot’nun yanında yer alıyor. İkilinin farklı bakış açıları, hikayeye her zamanki gibi hoş bir hareketlilik katıyor.
Hikayenin merkezindeki isim ise Nick Buckley. Son Ev'in genç sahibi olan Nick, enerjik, cesur ve biraz da dikkatsiz tavırlarıyla dikkat çekiyor. Ancak başına peş peşe gelen tuhaf kazalar, onun aslında ciddi bir tehlikenin içinde olduğunu düşündürüyor. Nick’in çevresinde ise kuzeni Maggie Buckley ve arkadaşı Frederica Rice var. Her birinin Nick’le olan ilişkisi ve geçmişi, olayların gelişiminde ayrı bir önem taşıyor.
Bir diğer dikkat çekici isim George Challenger. Nick’in hayatındaki kişilerden biri olan Challenger, olaylar ilerledikçe okurun dikkatini çeken karakterlerden. Bunun yanında Michael Seton, hikayenin doğrudan içinde çok fazla görünmese de olayların arka planında önemli bir yere sahip. Charles Vyse ise Nick’in avukatı olarak karşımıza çıkıyor. Christie, bu karakterleri birbirinden farklı kişilikler ve ilişkilerle bir araya getirerek Son Ev'i adeta küçük bir sahneye dönüştürüyor. Herkesin bir geçmişi, herkesin bir bağlantısı ve okurun sorgulayabileceği bir tarafı var.
Agatha Christie kitaplarını okumayı zaten çok sevdiğimi ilk paragrafta söylediğim gibi artık biliyorsunuz. Her kitabında beni içine çeken o eski usul polisiye atmosferi, karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerini izlemek ve olayların yavaş yavaş düğümlenmesini görmek bana ayrı bir keyif veriyor. Son Evdeki Tehlike de bu açıdan beklentimi karşılayan kitaplardan biri oldu. Özellikle Son Ev'in atmosferi ve birbirinden farklı karakterlerin aynı çatı altında toplanması, bana zaman zaman bir tiyatro oyununun içindeymişim hissini verdi. Sanki perde açılmış, bütün karakterler sahneye çıkmış ve ben de olan biteni izleyen biriymişim gibi hissettim.
Kitabın benim için en ilginç taraflarından biri ise katilin kim olduğunu oldukça erken tahmin etmiş olmam. Hatta kitabın ortalarına bile gelmeden doğru kişiyi bulduğumu düşünüyordum. Normalde böyle bir durumda gizem duygusunun biraz azalmasını beklerdim fakat burada tam tersi oldu. Katilin kim olduğunu tahmin etmiş olmak, “Acaba haklı mıyım?” düşüncesini sürekli canlı tuttu ve bu kez merakım olayların nasıl gelişeceğine yöneldi. Poirot’nun benim tahmin ettiğim noktaya ne zaman ulaşacağını ve parçaları nasıl bir araya getireceğini görmek de ayrıca keyifliydi.
Klasik polisiye romanları, gizemli atmosferleri ve karakterler arasındaki ilişkiler üzerinden ilerleyen hikayeleri seviyorsanız Son Evdeki Tehlike sizin için keyifli bir seçim olabilir. Özellikle Agatha Christie okumayı sevenler, Hercule Poirot’nun zekasını ve olayları çözme biçimini görmek isteyenler bu kitaptan büyük keyif alabilir.
Bilirsin insan bazen ufak da olsa bir ışığa ihtiyaç duyar. İnsanı rahatlatan ufak bir şeye.
Syf:8
Bu bekleyişi beni çıldırtıyor. Bütün gün bir şey daha olup olmayacağını bilmeden beklemek. Ve de olursa ne olacağını! Nasıl olacağını! Bilmemek ama olmasını beklemek...
Syf: 73
"Kader," diye mırıldandım."Ah, mon ami, yanlış yapan insanların suçlarının yükünü Tanrı'nın sırtına yüklememelisin..."Aman sen de, Poirot.""Gerçek bu dostum. Ama ben Tanrı'nın bu gibi ufak tefek şeylerle uğraştığını sanmıyorum. Ben sırtüstü yapıp, le bon Dieu*, her şeyi halleder diyecek bir insan değilim. Bence le bon Dieu, Hercule Poirot'u yarattı ki bu gibi olaylara müdahele etsin, çözüm getirsin. Bu benim görevim."
Syf: 138
*le bon Dieu: Tanrı
Bu yaşamda ölüm her zaman yanıbaşımızda.
Syf: 178
Deneyimlerimin mutluluğunu yaşarken yaşlanmış olmanın hüznünü hissediyordum.
Syf: 189
Hiç yorum yok: