Kedi Tanrıçalar - Robert Graves | Şiir İncelemesi

Uzun zamandır blogda da şiirde de sessiz kaldım. Yazmakla arama giren o mesafe, zamanla alışkanlığa dönüşmüş gibiydi. Film/dizi dışında bir şey yazmıyordum pek. Kedi Tanrıçaları şiiriyle birlikte bu sessizliğin sonuna gelmeyi umuyorum. Hem yazıya hem şiire geri dönüşümün işareti olan bu metin, bir başlangıçtan çok kaldığım yerden devam etme isteğinin sonucu diyelim. Bu yazıyla birlikte, bir süredir içimde birikenleri yeniden kelimelere bırakıyorum. 

Şiirin orijinalini resimden okuyabilirsiniz.  Türkçeye çevirip altına da yazdım.




Türkçesi:


KEDİ TANRIÇALAR

Kedi Tanrıçalarının tuhaf bir huyu vardır.

En kapkara olanlarında bile, kömür gibi siyah tenlerinde,

Her birinin göğsünde yeni bir ay alevlenir.

Mercan dilleri, lamba gibi parlayan beril gözleriyle,

Uzun bacaklıdırlar, üçer üçer, dokuzlar halinde dolaşırlar.


İnatçı huyları şudur, kendilerini bırakırlar,

Gerçeğe çok benzeyen aşk vecdlerine,

Kulakları yırtık, sinsice süzülen sokak kedilerine*,

Kedilerin sıradanlığının en alt basamağındakilere,

Onlar ne kadar aşağıdaysa, tanrıçalar o kadar yukarıdadır.


Bunu kinle yaparlar, kıskançlık uyandırmak için,

Ve hiç utanmazlar, kaba kafalı,

Tavşan renginde yavru sürülerinden,

Ki çok geçmeden, memnuniyetle terk edeceklerdir.


Şiir Ne Anlatıyor?

*Şiirin orijinalinde geçen alley-toms aslında sokakta gezinen erkek kediler anlamına geliyor.

Bu şiir, mitolojik “kedi tanrıçaları”nı anlatıyormuş gibi görünse de aslında ironi, kibir, iktidar ve arzu üzerine oldukça sert bir alegori kurmuş gibi geldi bana. Şiirdeki kedi tanrıçaları, güzellikleriyle, ihtişamlarıyla ve “üstün” oluşlarıyla betimlenen varlıklar. Siyah, ay ışığıyla işaretlenmiş gövdeleri; parlak gözleri ve düzenli yürüyüşleri onları neredeyse kutsal, erişilmez kılıyor. Ancak şiirin asıl meselesi, bu tanrıçaların çelişkili ve kışkırtıcı davranışı.


Bu yüce figürler, kendilerinden çok daha “aşağıda” görülen, sokak kedileriyle -yıpranmış, sinsi, sıradan erkek kedilerle- birlikte olmayı seçiyorlar. Bunu aşkın saflığından ya da eşitlikten değil; bilinçli bir meydan okuma, kin ve kıskançlık yaratma isteğiyle yapıyorlar. Yani arzu burada romantik değil, stratejiktir. Şiir bu noktada yüksek olanın düşüğü seçmesini; gücün, kendini aşağıya inerek de gösterebilmesini; güzelliğin ve ayrıcalığın, merhametli değil acımasız olabileceğini vurgulamış.


Şiirin bana hissettirdikleri:

Bu şiir bende hayranlıkla rahatsızlık arasında gidip gelen bir his bıraktı. İlk anda imgelerin zarafeti ve karanlık ihtişamı insanı içine çekerken, ilerledikçe bu güzelliğin soğuk ve hesaplı tarafı görünür hale gelmiş. Kedi tanrıçaları ne masum ne de tamamen acımasız; daha çok gücünün farkında olan ve bunu bilinçli biçimde kullanan figürler gibi. Şiiri okurken kendimi, çekici ama mesafeli bir bakışın altında duruyormuş gibi hissettim: etkileyici, fakat güven vermeyen. Bu da içimde hafif bir huzursuzluk ve sorgulama isteği uyandırdı.


Peki siz ne düşünüyorsunuz bu şiirle ilgili? Siz ne hissettiniz okurken?

Hiç yorum yok:

×