Geçen akşam ne izlesem diye düşünürken, uzun zamandır adını bildiğim ama bir türlü sıra gelmeyen Se7en’ı açtım. Karanlık havası ve polisiye yapısıyla, çok da beklentiye girmeden izlemeye başladığım bir filmdi aslında. İzlerken akıyor, yer yer merak ettiriyor, zaman zaman da “tamam, burası ilginç” dedirtiyor ama abartıldığı kadar sarsıcı bir deneyim sunduğunu da söyleyemem. Yedi ölümcül günah fikri hikayeye hoş bir çerçeve çiziyor ve film genel olarak keyifli bir suç gerilimi izlenimi bırakıyor. Ne çok vurucu ne de tamamen sıradan; tek bir akşamı dolduracak, ardından üzerine birkaç şey düşünülüp kapatılabilecek bir film gibi hissettirdi. Spoiler içermeden incelememi yazayım.
Se7en, 1995 yapımı bir suç-gerilim filmi. Filmin yönetmenliğini David Fincher üstlenirken, senaryosu Andrew Kevin Walker tarafından yazılmış. ABD yapımı olan film, yaklaşık 2 saat 7 dakika sürüyor. Polisiye ve psikolojik gerilim türlerini bir araya getiren Se7en, yedi ölümcül günah temasını merkezine alarak ilerleyen karanlık bir anlatı sunuyor. Gösterime girdiği dönemde dikkat çeken film, günümüzde hala sıkça önerilen modern suç filmleri arasında anılıyor.
Se7en, emekliliğine gün sayan tecrübeli bir dedektif ile mesleğe yeni başlamış genç ortağının, şehirde işlenen sıra dışı cinayetleri araştırmasını konu alıyor. Cinayetlerin ortak noktası, yedi ölümcül günah etrafında şekillenmeleri ve her birinin bilinçli bir planın parçası olması. Hikaye ilerledikçe soruşturma klasik bir “katili yakalama” meselesinden çıkıp, katilin düşünce yapısını ve amacı anlamaya doğru evriliyor. Film, olayları adım adım açarak merakta tutuyor bizi; temposu zaman zaman yavaşlasa da genel olarak izleyiciyi takipte tutan, sade ama işleyen bir anlatısı var.
Se7en’da tecrübeli dedektifi canlandıran Morgan Freeman, sakin ve kontrollü performansıyla karakterin yorgunluğunu ve hayata bakışını inandırıcı şekilde yansıtıyor. Daha fevri ve sabırsız genç dedektif rolünde izlediğimiz Brad Pitt, karakterinin duygusal çıkışlarını abartmadan vermeyi başarıyor. Gwyneth Paltrow ise daha sınırlı bir sürede görünmesine rağmen hikayenin duygusal tarafını dengeleyen bir noktada duruyor. Oyuncular arasında güçlü bir uyum var.
Se7en’da hikayenin geçtiği şehir ismen belirtilmese de, sürekli yağmur yağan, karanlık ve kasvetli yapısıyla filmin ruhunu doğrudan yansıtan bir arka plan sunuyor. Dar sokaklar, loş iç mekanlar ve neredeyse hiç aydınlanmayan sahneler, olayların ağırlığını daha da artırıyor. Mekanlar gösterişli olmaktan çok işlevsel; polis merkezleri, daireler ve suç mahalleri oldukça sade ama rahatsız edici bir atmosfer yaratacak şekilde kullanılmış. Bu şehir hissi, karakterlerin ruh haliyle paralel ilerliyor ve izleyiciye sürekli bir sıkışmışlık duygusu veriyor.
İzlemeli misiniz? Se7en, suç ve polisiye türünü seven, karanlık anlatılardan rahatsız olmayan izleyiciler için rahatlıkla önerilebilecek bir film. Hikayesi akıcı, kurgusu düzenli ve merak duygusunu canlı tutuyor. Ancak çok hafif, keyifli ya da umut verici bir film arayanlar için doğru bir tercih olmayabilir; film genel olarak kasvetli bir tona sahip. “Mutlaka izlenmeli, efsane” kategorisinde olmasa da, türü sevenler için bir akşam oturup izlenebilecek, sonrasında üzerine biraz düşünmeye alan bırakan bir yapım. Polisiye-gerilim filmlerine mesafeli olanlar ise beklentilerini buna göre ayarlayarak izlemeli.

Hiç yorum yok: