Side’ye yakın olduğumuz için, sıradan bir akşamı biraz daha anlamlı kılmak adına arkadaşımla kendimizi yeniden Side'nin taş yollarına attık. Daha önce yazın gelmiştik; kalabalığın uğultusu, restoranların ışıkları, her köşede yankılanan farklı diller… Bu kez ise tahmin ettiğimizden de ıssızdı. Antik kentin içinden geçen o uzun yolda yürürken ayak seslerimiz taşların üzerinde yankılanıyordu. Kimseler yoktu; Sadece biz ve karanlığın içine gömülmüş sütunlar. Açıkçası ürkütücüydü. Zamanın içinde tek başına kalmış gibi hissettiren o sessizlik, içimde hafif bir tedirginlik yarattı. Ama tuhaf bir şekilde, tam da o ürperti sayesinde kendimi canlı, uyanık ve geçmişle temas halinde hissettim. Sanki taşların arasında yürürken bugünden kopup başka bir zamana değiyordum.
Hava ise serindi fakat gökyüzü berraktı; hilal şeklindeki ay ince bir gülümseme gibi üzerimize asılı duruyor, yıldızlar ise olağanüstü bir netlikle parlıyordu. Issızlık, ay, yıldız, karanlık ve tarih… Hepsi bir araya gelince insan kendini hem çok küçük hem de garip bir şekilde çok huzurlu hissediyor.
Bu bir resim arşividir... Sizi resimlerle baş başa bırakacağım....
.png)
.jpg)
.png)
.jpg)
.png)
.jpg)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
Hiç yorum yok: