Bazı şeyleri anlatmak istemiyorum. Belki bir gün anlatırım, belki hiç anlatmam. Ama insanın içine ağırlık gibi çöken dönemler oluyor. Dünyanın gittikçe daha karmaşık, daha gürültülü, daha yorucu bir yer haline gelmesi… İnsanların kırıcılaşması (kırıcılaşmak az kalan bir kelime ama yine de nazik olmak istiyorum)… Sürekli kötü bir haberin içinde yaşamak… Ve bunların insanın ruhunda sessizce birikmesi.
Yazım ve resimlerim eşliğinde bu aralar bana çok huzur veren şu şarkıyı dinleyebilirsiniz:
Ben bir dönem panik ataklarla yaşamayı öğrendim sanıyordum. Sürekli tetikte olmak, sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek… Zihnimin hiç susmaması. Ama sonra fark ettim ki insan, her şeyi düşünerek hiçbir şeyi düzeltemiyor.
Sanırım hayatımı ancak 28 yaşımda gerçekten yoluna koymaya başlıyorum. Ve işin ilginç tarafı şu: Mutluluğun ne olduğunu da, nasıl mutlu olunacağını da yeni öğreniyorum.
.jpeg)
Eskiden her şeyi kontrol etmeye çalışıyordum. Dünyayı, insanları, geleceği, olabilecek ihtimalleri… Şimdi ise elimde olmayan şeyler için kendimi tüketmenin hiçbir anlamı olmadığını öğreniyorum. Eğer değiştirebileceğim bir şey varsa yaparım. Gerçekten elimden gelen bir şey varsa uğraşırım. Ama yoksa… Kendimi üzmemeyi seçiyorum.
Bu kulağa çok basit geliyor olabilir ama benim için büyük bir şeydi. Çünkü bazı insanlar düşünmeden duramaz. Ben artık biraz durabiliyorum.
Bir diğer öğrendiğim şey de şu oldu: Hayatta en önemli kişi benim. Kendine saygın, sevgin varsa ancak başkalarına da aynı duyguları besleyebilirsin. Bu bencillik değil. Bu, insanın kendisini koruması. Kendi ruhunu, sağlığını, huzurunu önemsemesi. Çünkü insan kendi içini kaybettiğinde, dışarıdaki hiçbir şeyin anlamı kalmıyor.
Bu yüzden artık kendi cennetimi kurmaya çalışıyorum.
Yemyeşil bir doğanın içinde, sessizliğin güzel olduğu bir hayat… Sabah güneşini hissedebildiğim, kahvemi acele etmeden içebildiğim, sevdiğim insanlarla gerçekten gülebildiğim bir hayat. Peri masalı gibi değil belki. Çünkü hayat zaten hiçbir zaman tamamen toz pembe olmayacak. Ama huzurlu olabilir. Nazik olabilir. İnsanın içini sürekli yormayan bir hale gelebilir.
Bence sağlık biraz da burada başlıyor. İnsanın kendisine güvenli bir dünya kurmasında. Kendi zihnine daha yumuşak davranmasında. Sürekli savaşmak zorunda olmadığını fark etmesinde.
Ben artık herkesi kurtarmaya çalışmıyorum. Her şeyi düzeltmeye çalışmıyorum. Ve en önemlisi, dünyanın bütün yükünü omuzlarımda taşımıyorum. Sadece küçük bir hayat kurmaya çalışıyorum. İçinde huzur olan. Doğa olan. Güzel müzikler olan. Gerçek kahkahalar olan. Ve en sonunda korkudan çok huzurun ağır bastığı bir hayat...
Şimdi sessizlikte sizi son zamanlarda köyümüzden çektiğim doğa resimleriyle baş başa bırakıyorum...
.png)
.png)
.png)
.jpg)
.jpg)
.png)
.jpg)
.jpg)
.png)
.png)
.png)
.png)
Evet ya bazen insan.. insanlardan kaçıp şöyle dağ evine gidesi geliyor.
YanıtlaSilPaylaşım için teşekkürler
iyi etmişsin ayol. kendini sev kendini mutlu et, boşver insanları, panik atak filan geride bırak onları, hayat ne güzel ki, doğa ne güzel, sanat ne güzel, yalıt kendini olumsuz her şeyden :)
YanıtlaSilSenin yazıların da çektiğin fotoğraflar da hep ruhuma dinginlik veriyor. Ama bu, çok yumuşak hissettirmesinden dolayı değil de, çok tanıdık hissettirmesinden dolayı. Bazı bloglar benim konfor alanım gibiler. Bazı blogları kendimle ayrıca uyumlu buluyorum. Bundan olacak senin bloğun da beni rahatlatıyor.
YanıtlaSilDünyanın yükünü omuzlarında taşımak olayını malesef çok iyi anlıyorum. Sen daha sakin mizaçlı birisin okuduğum kadarıyla veya kendini daha düşünüp taşınarak ifade edebiliyorsun. Ben öyle değilim :) Ben gerçekten çok fevri tepkiler veren, çünkü kendini tutamayan ve aslında artık tutmak istemeyen biriyim. Bazı insanların hiç düşünmeden hareket etmeleri bana nefret duygusu veriyor. Bu çok güçlü bir kavram biliyorum ama artık adaletsizliklerden, hadsizliklerden midem bulanıyor. Bundan nefret ediyorum işte.
Yine de ikimiz de farklı üslup ve bakış açısı yollarından gelsek bile :), aynı veya çok benzer bir noktaya ulaşmışız. Bence de insan kendine ve yaşamına odaklanmalı. Dış dünyaya odaklanmak insanın kendisi dahil kimseye fayda sağlamaz. Bu yazını ayrıca bir hisle sevdim.
Bu arada bende de panik atak var ne zaman geleceği belli olmuyor çok sinsi bir hastalık diyebilirim.
YanıtlaSilBu arada köy manzaralı fotoğraflarınız çok huzur verici ve güzel. Diğer paylaşımlarınızı bekliyoruz.