Çiçekler, Göl ve (Yine) Günbatımı...

Göl...

Göl, akşamın sessizliğini üzerine örten gökyüzünün en eski aynasıdır. Günün son ışıkları suyun yüzeyinde çözülürken renkler birbirinden ayrılmayı reddeder; altın, kehribar ve solgun mavi tek bir düş gibi ufka doğru uzanır. Ağaçlar kıyıda sessiz birer gölgeye dönüşür, rüzgar ise görünmeyen parmaklarıyla suya zarif halkalar çizer. O an, zaman yalnızca yavaşlamaz; sanki ışık, gölge ve sessizlik aynı sonsuzluğun içinde birbirine karışır.



Gece yaklaşırken göl, gökyüzünün sakladığı bütün sırları usulca içine alır. Ufkun kızıllığı suyun derinliklerinde erirken, ilk yıldızlar henüz görünmeden önce dünya kısa bir süreliğine belirsizliğin büyüsüne teslim olur. Hiçbir ses bu manzarayı bozmaz. Göl, mevsimlerin geçişini, rüzgarın yönünü ve ışığın ömrünü kelimelere ihtiyaç duymadan anlatır. Her gün yeniden değişse de özü hep aynı kalır; sonsuzluğun, dinginliğin ve doğanın bitmeyen döngüsünün sessiz bir hatırlatıcısı olarak varlığını sürdürür.



Çiçekler...

Toprağın derinliklerinden yükselen görünmez bir yaşam, bir sabah ansızın renge ve biçime dönüşür. Kimi, gölgelerin arasından tek başına göğe uzanır; kimi ise sayısız kardeşiyle birlikte rüzgarın ritmine karışır. Işığın değdiği her taç yaprak, mevsimlerin dokuduğu görünmez bir nakış gibidir. Ne varlıklarını duyurmak için çabalarlar ne de güzelliklerini kanıtlamaya ihtiyaç duyarlar; çünkü doğa, en görkemli eserlerini daima sessizlik içinde sergiler. Fakat bu sessiz ihtişam, yalnızca bakmayı değil, gerçekten görmeyi bilen gözlere açılır; diğerleri ise bu güzelliklerin kıyısından geçip, onlardan tek bir iz bile alamadan yollarına devam eder.




Her çiçek, zamanın geçiciliğine karşı açılmış zarif bir meydan okumadır. Gün doğumunun ilk ışığını, öğlenin sıcaklığını ve akşamın solgun renklerini aynı sükünetle karşılar; sonra usulca toprağa geri döner. Ardında yalnızca dökülen birkaç taç yaprak değil, mevsimlerin bitmeyen döngüsüne eklenmiş yeni bir hatıra bırakır. Belki de bu yüzden çiçekler, yalnızca doğanın süsü değil; ışığın, toprağın ve zamanın ortak kaleminden doğmuş, her açışında yaşamın sessiz mucizesini yeniden yazan en zarif şiirlerdir.


ve (Yeniden) Günbatımı...

Gün batımı, gökyüzünün hiçbir ressama ödünç vermediği renklerle yaptığı tek sergidir. Güneş ufka yaklaştıkça ışık yavaş yavaş çözülür; altın, kehribar ve kızıl birbirine karışarak göğü kısa ömürlü bir tuvale dönüştürür. Uzakta süzülen kuşlar, bu sessiz değişimin içinden geçerken gökyüzüne çizilmiş canlı imzaları andırır. Birkaç dakika sonra hiçbir iz kalmayacağını bilen doğa, belki de en cömert güzelliğini tam da bu geçiciliğin içine saklar.



Doğanın güzellikleri birkaç fotoğrafla anlatılabilecek kadar sınırlı değil. Bu yüzden bu sayfaya birkaç kare daha bırakıyorum...












Hiç yorum yok:

×