Agatha Christie oyunları benim için artık ayrı bir keyif haline geldi. Murder on the Orient Express'e başlamadan önce serinin daha yeni çıkan oyunu olan Death on the Nile'ı bitirmiştim. Bu yüzden kronolojik olarak geriye dönmek bana ilk başta biraz tuhaf hissettirdi. Özellikle grafikler konusunda, Microids'in Agatha Christie oyunları arasında en az beğendiğim yapımın bu olduğunu söyleyebilirim. Giriş kısmı da bana Death on the Nile'ı fazlasıyla hatırlattığı için ilk dakikalarda oyuna pek ısınamadım.
Fakat oynadıkça bütün düşüncelerim değişmeye başladı. Hikayenin akışı, bulmacaların tasarımı ve olayların çözülüş biçimi beni beklediğimden çok daha fazla içine çekti. Bir süre sonra grafikler bile benim için ikinci planda kaldı. Oyunu bitirdiğimde ise tek düşündüğüm şey, "Umarım Microids, Agatha Christie serisine yeni oyunlar yapmaya devam eder." oldu. İlk izlenimim pek parlak olmasa da, sonunda beni fazlasıyla etkileyen ve severek tamamladığım bir dedektiflik macerası yaşadım.
Bu incelemeyi yazarken küçük bir not da düşmek istiyorum. Hatırladığım kadarıyla bu hikayenin romanını henüz okumadım; okumuşsam bile çooook önceden. Bu yüzden değerlendirmelerimi tamamen oyunun sunduğu deneyim üzerinden yapacağım. Romanla birebir karşılaştırma yapamayacağım için inceleme boyunca yalnızca oyun hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım.
Agatha Christie: Murder on the Orient Express (Doğu Ekspresinde Cinayet), Fransız stüdyo Microids Studio Lyon tarafından geliştirilip Microids tarafından yayımlandı ve 19 Ekim 2023 tarihinde oyuncularla buluştu. Oyun, Agatha Christie'nin aynı adlı klasik romanını modern bir bakış açısıyla yeniden yorumlanmış. Hikayenin temel iskeleti korunurken, günümüz oyuncularına hitap edecek yeni karakterler, farklı bakış açıları ve ek olay örgüleri de senaryoya dahil edilmiş.
Dedektiflik ve macera türündeki yapımda oyuncular, ünlü dedektif Hercule Poirot'nun yerine geçerek Orient Express'te işlenen cinayetin perde arkasını aydınlatmaya çalışıyor. Soruşturmalar sırasında ipuçları topluyor, tanıkları sorguluyor, bulmacaları çözüyor ve olaylar arasındaki bağlantıları kurarak katili ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.
Oyun; PC (Steam), PlayStation 4, PlayStation 5, Xbox One, Xbox Series X/S ve Nintendo Switch platformlarında oynanabiliyor. Steam'deki normal satış fiyatı 39,99 ABD Doları olsa da, yıl içerisinde sık sık yüksek oranlı indirimlere girdiği için satın almadan önce kampanyaları takip etmenizi öneririm.
Oyunun hikâyesi, Agatha Christie'nin en bilinen eserlerinden biri olan Murder on the Orient Express romanını temel alıyor. Ben kitabını henüz okumadığım (ya da okuduysam bile hatırlamadığım) için oyuna tamamen sıfır bilgiyle başladım. Bu yüzden yaşanan her gelişme, benim için gerçekten merak uyandırıcıydı.
Oyunun daha ilk dakikalarında karşıma çıkan "İstanbul, Tokatlian Hotel" yazısı ise beni bir heyecanlandırdı. Türk olduğum için hikaenin İstanbul'da başlaması hoş bir sürprizdi. İlk başta "Tokatlian" ismi bana biraz ilginç ve hatta komik geldi. Acaba geliştiriciler uydurma bir isim mi kullanmış diye düşünürken merak edip araştırdım. Meğer Tokatlıyan Oteli, İstanbul'da gerçekten var olmuş ve dönemin en ünlü otellerinden biriymiş. Daha da ilginci, Agatha Christie'nin de bir dönem burada konakladığı ve Doğu Ekspresi'nde Cinayet romanını yazarken bu otelden ilham aldığına dair anlatılan hikayeler bulunuyor. Bunu öğrendikten sonra oyunun böyle küçük ama anlamlı tarihi ayrıntılara yer vermesi benim için çok hoş bir dokunuş oldu.
Bu konuya biraz daha açıklık getirmem gerekirse, daha fazla araştırma sonucunda Agatha Christie'nin Tokatlıyan Oteli'nde kaldığı ve romanı burada yazdığı yaygın bir rivayet olduğunu; kesin olarak kanıtlanmış bir tarihsel gerçek olmadığını öğrendim. Buna karşılık, Christie'nin İstanbul'da bulunduğu ve Pera Palace Hotel ile bağlantısı çok daha güçlü tarihi kaynaklarla desteklenmekte.
Hikiayesine dönecek olursak... Hikaye, İstanbul'dan hareket eden lüks Doğu Ekspresi treninde işlenen gizemli bir cinayetle başlıyor. Ünlü dedektif Hercule Poirot ise kendisini bir anda bu karmaşık olayın tam ortasında buluyor.
Hikayede ayrıca en sevdiğim detaylardan biri, tıpkı Death on the Nile'da olduğu gibi yalnızca Hercule Poirot'yu kontrol etmiyor olmamızdı. Belirli bölümlerde genç dedektif Joanna Locke'un gözünden de olayları deneyimlemek, hikayeye farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Hatta itiraf etmem gerekirse, Joanna ile oynadığım bölümler bana biraz daha keyifli geldi. Kendisinin olaylara yaklaşımı, araştırma şekli ve karakteri oyuna güzel bir enerji katmış. Sürekli aynı karakteri yönetmek yerine farklı bir dedektifin gözünden ipuçlarını takip etmek, hikayenin temposunu da canlı tutmayı başarıyor. Bu sistemi Death on the Nile'da da çok sevmiştim ve burada yeniden görmek beni mutlu etti.
Oyunun en güçlü olduğu noktalardan biri kesinlikle dedektiflik mekanikleri. Olay yerlerini incelemek, gözden kaçabilecek küçük ayrıntıları bulmak ve şüphelileri sorgulamak gerçekten bir dedektif gibi hissettiriyor. İlerleyebilmek için yalnızca etrafta dolaşmanız yeterli olmuyor; konuşmaları dikkatle dinlemeniz, ipuçlarını birbiriyle ilişkilendirmeniz ve doğru çıkarımlarda bulunmanız gerekiyor.
Bulmacalar ise ne çok kolay ne de oyuncuyu gereksiz yere bunaltacak kadar zor hazırlanmış. Dedektiflik oyunlarında en korktuğum şey, bulmacaların gereksiz yere uzatılması veya oyuncuyu sürekli aynı şeyleri yapmaya zorlamasıdır. Neyse ki Murder on the Orient Express bu konuda dengeli bir iş çıkarıyor. Bulmacalar hikayenin akışını kesmek yerine onu destekliyor ve her yeni ipucu, cinayetin ardındaki gizemi çözmeye bir adım daha yaklaştırıyor.
Bulmacalar, soruşturmanın gidişatına göre farklı mekaniklerle karşımıza çıkıyor. Kimi zaman odalarda dikkatlice ipucu arıyor, kimi zaman kilitli çekmeceleri veya valizleri açmak için doğru kombinasyonu bulmaya çalışıyoruz. Bazı bölümlerde ise karakterlerin ifadelerini ve topladığınız delilleri karşılaştırarak çelişkileri ortaya çıkarmanız gerekiyor. Ayrıca belirli olayların nasıl gerçekleştiğini anlamak için sahneleri zihnimizde yeniden canlandırdığımız ve doğru çıkarımları yaptığımız bölümler de bulunuyor.
Grafik tarafı, benim için oyunun en zayıf noktasıydı. Microids'in Agatha Christie oyunları arasında görsel anlamda en az beğendiğim yapım bu oldu. Özellikle Death on the Nile'ı oynadıktan hemen sonra Murder on the Orient Express'e geçince bu farkı daha net hissettim. Karakter modelleri zaman zaman ifadesiz kalabiliyor, animasyonlar ise günümüz standartlarının biraz gerisinde hissettiriyor. Oyunun ilk dakikalarında beni en çok soğutan nokta da maalesef grafikler oldu.
Buna rağmen çevre tasarımları konusunda aynı şeyi söyleyemem. Orient Express'in vagonları, kompartımanları ve farklı bölümleri oldukça özenli hazırlanmış. Her bölümün kendine özgü bir atmosferi var ve treni keşfederken gerçekten lüks bir yolculuğun içinde olduğunuzu hissedebiliyorsunuz. Özellikle sürekli aynı harita üzerinde dolaşmanıza rağmen yeni ayrıntılar fark etmek hoşuma gitti.
Haritaların kompakt yapısını da başarılı buldum. Gereksiz yere büyük alanlar yerine soruşturmaya hizmet eden, dolaşması keyifli ve kaybolmadan keşfedilebilen bölümler tasarlanmış. Bu sayede hem ipucu aramak yorucu hissettirmiyor hem de oyunun temposu korunuyor.
Microids'in Agatha Christie oyunlarında en beğendiğim yönlerden biri her zaman ses tasarımı oldu ve Murder on the Orient Express de bu konuda geleneği bozmadı. Karakterlerin İngilizce seslendirmeleri oldukça başarılı; konuşmalar yapay hissettirmiyor ve her karakterin kendine özgü bir tonu olması, onları daha kolay ayırt edebilmenizi sağlıyor. Özellikle sorgu sahnelerinde seslendirmelerin verdiği duygu, karakterlerin söylediklerini daha dikkatli dinlemenize neden oluyor.
Müzikler ise dedektiflik atmosferini destekleyecek şekilde sakin ve dengeli kullanılmış. Sürekli ön planda olmalarına gerek kalmadan, gerilimli anlarda ya da önemli gelişmeler sırasında kendilerini hissettiriyorlar. Trenin içerisinde dolaşırken duyduğunuz ambiyans sesleri de oyunun atmosferine katkı sağlayan küçük ama etkili detaylardan biri olmuş.
Genel olarak seslendirme ve müzik konusunda serinin önceki oyunlarında yakalanan kalite burada da korunmuş. Grafik tarafında bazı eksikler hissetmiş olsam da, işitsel açıdan Murder on the Orient Express beni hayal kırıklığına uğratmadı.
Eğer dedektiflik oyunlarını, gizem dolu hikayeleri ve ipuçlarını bir araya getirerek olay çözmeyi seviyorsanız, Agatha Christie: Murder on the Orient Express kesinlikle şans vermeniz gereken yapımlardan biri. Grafikleri serinin en güçlü yanı olmasa da; sürükleyici hikayesi, başarılı dedektiflik mekanikleri, tatmin edici bulmacaları ve atmosferi sayesinde bu eksikliği kısa sürede unutturmayı başarıyor. Özellikle indirim dönemlerinde oldukça uygun fiyatlara bulunabildiği için, hem Agatha Christie hayranlarına hem de polisiye maceraları seven oyunculara rahatlıkla önerebileceğim bir oyun oldu.
Oyundan resimler: (üzerlerine tıklayarak büyütebilirsiniz)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)





Hiç yorum yok: