Çıkış - Richard Wilbur | Şiir Çevirisi ve Analizi I

Çok uzun zamandır bir şiirin başına oturup dizelerin arasında kaybolmamış, bir şiiri yalnızca okumakla kalmayıp anlamını, imgelerini ve ardında sakladığı duyguları tek tek kurcalamamıştım. Ta ki sevgili blog arkadaşım Deeptone bana bunu yeniden hatırlatana kadar. Onun vesilesiyle, uzun zamandır ara verdiğim şiir analizlerine geri dönmek istedim. İlk olarak da karşıma çıkan her şiirden değil, nedense içimde özel bir merak uyandıran “Exeunt” ile başlamak istedim. Kısacık bir şiir olmasına rağmen mevsimin yavaşça sahneden çekilişini, solan bir yazın ardından kalan sessizliği ve doğanın o hüzünlü vedasını öyle güzel anlatıyor ki, birkaç dizeyi geçip gitmek yerine biraz durup üzerinde düşünmeyi hak ediyor. O halde, uzun bir aradan sonra yeniden şiirlerin arasına dönelim ve bu kez yazın sahneden nasıl çıktığına birlikte bakalım. Baya detaylı bir analiz yazısı olacağı için birkaç bölümde tamamlayacağım. 

İçerik
Aşağıdaki başlıklara tıklayarak ilgili bölüme hızlıca ulaşabilirsiniz.

Şiirin Türkçe Çevirisi

Yavaş yavaş ölür yaz;

Tarlanın kıyısında bir papatya, tek başına kalır.

Gri bir tarla taşının üzerine

Sıcaklığın son ışığı serilir.


Bütün sesler incelir, kısalır;

Tarla, yazın son ayinini tekdüze bir uğultuyla söyler.

Bir cırcır böceği, küçücük bir cenaze arabası gibi,

Kuru otların arasından ağır ağır sürünür.


Çeviriye dair bir not: Anlam bakımından Türkçeye uyması için kimi kelimeleri eklediğimi ya da tamamen değiştirdiğimi unutmayın. Orijinalini resimden okuyabilirsiniz.


Şiir Hakkında Temel Bilgiler

Bu bölümde bulacaklarınız:
❖Şiirin adı ❖Şairi ❖Yazıldığı dönem/bağlam ❖Şiirin türü ❖Genel konusu


1. Şiirin Adı

Şiirin adı “Exeunt”. Latince kökenli olan bu kelime, özellikle tiyatro metinlerinde birden fazla karakterin sahneden ayrıldığını belirtmek için kullanılıyor. Türkçeye doğrudan “çıkarlar” ya da “sahneden ayrılırlar” şeklinde çevrilebilir. Ben ise şiirin bütününe baktığımda başlığı “Çıkış” olarak çevirmeyi tercih ettim. Çünkü burada yalnızca birilerinin sahneden ayrılması değil, yazın da yavaş yavaş sahneden çekilmesi anlatılıyor. Mevsim sona ererken çiçekler, sıcaklık, sesler ve canlılık birer birer geride kalıyor. Bu nedenle “Çıkış” hem şiirin tiyatro çağrışımını koruduğunu hem de yazın sessizce vedasını daha yalın bir biçimde karşıladığını düşündüm.


2. Şairi
Richard Wilbur

Richard Wilbur

1 Mart 1921 – 14 Ekim 2017 · ABD

Şiirimizin şairi Richard Wilbur (1921–2017), 20. yüzyıl Amerikan şiirinin öne çıkan isimlerinden biri. Aynı zamanda çevirmen ve eğitimci olan Wilbur, şiirlerinde özellikle ölçü, kafiye ve biçimsel düzeni ustalıkla kullanmasıyla tanınıyor. İki kez Pulitzer Şiir Ödülü kazanan Wilbur, 1987–1988 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri'nin Poet Laureate'ı, yani ülkenin resmi şairi olarak görev yaptı.

Wilbur'un şiirlerinde gündelik hayat, doğa ve insan deneyimi sıklıkla oldukça dikkatli ve incelikli bir dille ele alınıyor. “Exeunt” de bunun güzel bir örneği: yalnızca yazın sona erişini anlatmakla kalmıyor, bunu tiyatro ve cenaze imgeleriyle iç içe geçirerek mevsimin sonunu adeta küçük bir vedaya dönüştürüyor. Şiirin kendisi de Wilbur'un biçimsel ustalığının iyi bir örneği olarak değerlendirilmiş.

3. Şiirin Türü

“Exeunt”, biçim ve konu açısından lirik şiir olarak değerlendirilebilir. Wilbur burada bir olay örgüsü anlatmaktan çok, kısa bir doğa manzarası üzerinden bir mevsimin sona erişinin yarattığı duygu ve atmosferi aktarıyor.


Aynı zamanda şiirde belirgin bir pastoral (kır/doğa) şiir özelliği de bulunuyor. Tarlanın kıyısı, papatya, kuru otlar ve cırcır böceği gibi unsurlar şiirin bütün dünyasını doğanın içine yerleştiriyor. Ancak bu pastoral manzara huzurlu ve neşeli olmaktan ziyade solgun, sessiz ve ölüm duygusuyla çevrili.


Bunun yanında şiirde güçlü bir elegiac (ağıtvari) nitelik de var. “ölüm”, “son”, “cenaze arabası” gibi kelimeler ve cenaze çağrışımları, yazın bitişini küçük bir yas ve veda törenine dönüştürüyor.


4. Genel Konusu

“Exeunt”, yaz mevsiminin yavaş yavaş sona erişini ve doğanın bu değişimle birlikte sessizleşmesini anlatıyor. Şiirde yazın bir anda bitmesi yerine, parça parça ve ağır ağır sahneden çekilmesi tasvir ediliyor. Tarlanın kenarında yalnız kalan papatya, giderek incelen ve kısalan sesler, kuru otlar ve son olarak bir cenaze arabasına benzetilen cırcır böceği, bu vedanın farklı görüntülerini oluşturuyor.


Ancak şiirin konusu yalnızca “yazın bitmesi” değil. Wilbur, mevsimlerin geçiciliği üzerinden hayatın, güzelliğin ve canlılığın da kaçınılmaz olarak sona ermesi fikrine dokunuyor. Yazın ölümü, küçük bir doğa manzarası içinde neredeyse bir cenaze törenine dönüşüyor. Başlıktaki Exeunt (“Çıkış”) da bu düşünceyi tamamlıyor: Yaz, adeta bir oyuncu gibi sahneden ayrılıyor. Bu nedenle şiirin genel konusunu kısaca şöyle ifade edebiliriz:


Yazın yavaş ve hüzünlü bir biçimde sona erişi üzerinden, doğadaki geçicilik ve kaçınılmaz vedanın anlatılması.

Şiirdeki Konuşmacı

Bu kısımda değineceğim şeyler:

❖Şiirde konuşan kim? ❖Kime hitap ediyor? ❖Konuşmacının ruh hali ❖Şair ile şiirdeki konuşmacının aynı kişi olup olmadığı


1. Şiirde Konuşan Kim?

Şiirde doğrudan kendisinden söz eden bir “ben” bulunmuyor. Richard Wilbur, okuyucunun karşısına kişisel bir anlatıcı çıkarıp “yazın bitişini hissediyorum” demek yerine, dışarıdan gözlemleyen bir anlatıcı kullanıyor.


Bu anlatıcı, tarladaki değişimleri adeta bir kamera gibi izliyor: tarlanın kenarındaki yalnız papatyayı, gri taşı, giderek azalan sesleri ve kuru otların arasından ilerleyen cırcır böceğini görüyor. Duygularını doğrudan açıklamıyor; gözlemlediği manzaranın kendisi aracılığıyla hissettiriyor. Bu yüzden şiirdeki konuşmacıyı “gözlemci anlatıcı” olarak değerlendirebiliriz.


Kısaca:

Konuşan kişi: Dışarıdan gözlemleyen, kişisel varlığını geri planda tutan bir şiirsel anlatıcı.

Bakış açısı: Gözlemci / üçüncü şahıs.

Rolü: Yazın sona erişini ve doğanın sessizleşmesini gözlemleyerek okuyucuya aktarmak.

Dikkat çekici nokta: Kendi duygularını açıkça söylemek yerine, doğadaki görüntüler ve imgeler üzerinden hissettiriyor.


2. Kime Hitap Ediyor?

Şiirde konuşmacının doğrudan hitap ettiği belirli bir kişi bulunmuyor. Şiirde “sen”, “siz” gibi ikinci şahıs zamirleri kullanılmadığı gibi, herhangi bir kişiye, varlığa ya da doğa unsuruna doğrudan seslenme de yok. Önceden de belirttiğim gibi konuşmacı daha çok okuyucuya bir manzara sunuyor. Tarlanın kenarındaki papatyayı, gri taşı, azalan sesleri ve kuru otların arasındaki cırcır böceğini anlatırken okuyucuyu bu sahneyi kendi gözleriyle görüyormuş gibi şiirin içine çekiyor.


3. Konuşmacının Ruh Hali

Şiirde konuşmacının ruh hALi doğrudan ifade edilmiyor; ancak seçilen kelimeler, imgeler ve tasvir edilen manzara üzerinden sessiz, hüzünlü ve melankolik bir ruh hali hissediliyor. Bununla birlikte konuşmacının ruh hali yalnızca hüzünlü değil. Şiirde belirgin bir sükünet ve kabulleniş de var. Yazın ölümünü dramatize etmek yerine onu dikkatle gözlemliyor. Doğanın değişimi kaçınılmaz bir süreç olarak kabul ediliyor. Şu şekilde özetleyebilirim: 

Melankolik → Sessiz → Düşünceli → Hüzünlü → Kabullenici.


4. Şair ile şiirdeki konuşmacı 

Bu şiirde şair ile konuşmacıyı aynı kişi olarak kabul etmek doğru olmaz. Richard Wilbur şiirin yazarıdır; ancak şiirde kendi hayatından, düşüncelerinden veya kişisel deneyimlerinden söz eden bir “ben” bulunmuyor.

Konuşmacı, şiirin içinde tarladaki manzarayı gözlemleyen şiirsel bir anlatıcı konumunda. Yazın sona erişini, yalnız kalan papatyayı ve kuru otların arasındaki cırcır böceğini dışarıdan gözlemliyor. Bu nedenle konuşmacı, Wilbur'un kendisinden ziyade şairin oluşturduğu bir anlatıcı sesi olarak değerlendirilebilir.

Kısaca:

Richard Wilbur = şiirin yazarı

Konuşmacı = doğadaki sahneyi gözlemleyen şiirsel anlatıcı

İmgeler ve Semboller

Bu bölümde bulacaklarınız:

❖Doğa imgeleri ❖Renkler ❖Hayvanlar ❖Mevsimler ❖Gece/gündüz ❖Su, ateş, gökyüzü, çiçek vb. semboller ❖Tekrarlanan nesnelerin olası anlamları ❖Somut bir şeyin soyut bir kavramı temsil edip etmediği

1. Doğa İmgeleri

Bu şiirde doğa yalnızca bir arka plan olarak kullanılmıyor; neredeyse şiirin asıl anlatıcısı haline geliyor. Tarladaki her unsur, yazın sona erişini ve bunun yarattığı geçicilik duygusunu güçlendiriyor. Özellikle doğaya ait unsurların çoğu, canlılığın azalması ve ölüm fikriyle ilişkilendirilmiş.

❖Yaz: Şiirin en temel doğa simgesi. Burada yalnızca bir mevsimi değil, canlılığı, sıcaklığı ve geçici güzelliği temsil ediyor. “yavaş yavaş ölür yaz” dizesinde yazın doğrudan “ölüyor” olarak tanımlanması, mevsimi adeta yaşayan bir varlığa dönüştürüyor. Yazın sona ermesi böylece basit bir mevsim değişikliğinden çok, bir ölüm ve vedalaşma hâline geliyor.

❖Tarla: Şiirin bütün sahnesini taşıyan temel unsur. Başlangıçta yazın hala izlerini taşıyan tarla, ikinci kıtada artık “kuru otlar” ve azalan seslerle birlikte tükenişin mekanına dönüşüyor. 

❖Papatya: Tek başına yaşayan son papatya, yazdan geriye kalan son canlılık parçalarından biri gibi. Özellikle “tek başına” kelimesi önemli; papatya burada yalnızlığı ve çevresindeki yaşamın çekilmeye başladığını simgeliyor. Bir bakıma yazın son tanığı.

❖Gri tarla taşı: Yazın sıcak ve canlı renklerinin aksine gri, solgunluk, yaşlılık ve canlılığın kaybolması duygusunu taşıyor. Üzerine yazın son sıcaklığının serilmesi de canlılığın artık yalnızca bir “son iz” olarak kaldığını düşündürüyor.

❖Cırcır böceği: Şiirdeki en çarpıcı doğa simgelerinden biri. Normalde cırcır böceğinin sesi yaz mevsimiyle özdeşleşir. Fakat burada artık yazın sonuna gelinmiştir ve cırcır böceği “dwindled hearse”, yani küçülmüş/ufalmış bir cenaze arabasına benzetiliyor. Böylece yazı hatırlatan bu canlı, aynı zamanda yazın cenazesini taşıyan bir araca dönüşüyor.

Yani şiirin doğası giderek canlı, sıcak ve renkli bir yaz manzarasından sessiz, kuru ve ölüm çağrışımlı bir sonbahar manzarasına dönüşüyor. Bu nedenle doğa simgeleri şiirin ana fikrini destekleyen dekoratif unsurlar değil; “yazın ölümü” fikrini adım adım kuran temel araçlar.


Bir sonraki bölümde renkler, hayvanlar, tekrarlar nesneler v. gibi daha fazla imgelerden bahsedeceğiz. Ayrıca edebi sanatlar, dil/şiir tekniği, yapı, biçim gibi konularda eklenecekler arasında. 

Hiç yorum yok:

×