Çıkış - Richard Wilbur | Şiir Analizi II: İmgeler ve Semboller

İlk bölümde Exeunt’un Türkçe çevirisine, şiirin temel özelliklerine ve onu anlatan konuşmacıya biraz yakından bakmıştık. Şimdi ise şiirin asıl büyüsünün saklandığı yere, dizelerin ardındaki imgelere ve sembollere geçiyoruz. Çünkü Wilbur, yalnızca yazın sona erişini anlatmıyor; tarladaki her küçük ayrıntıya bu vedanın başka bir yüzünü yükleyerek oldukça kısa bir şiirin içine koca bir dünya sığdırıyor. Bir papatya, gri bir taş, kurumuş otlar ve hatta bir cırcır böceği, şiirin sonunda yalnızca doğaya ait nesneler olmaktan çıkıyor. Bu bölümde, bu imgelerin şiirin atmosferini ve “yazın ölümü” fikrini nasıl adım adım kurduğuna biraz daha yakından bakacağız.

Diğer bölümlere gönderinin sonundan ulaşabilirsiniz.



İmgeler ve Semboller

İmgeler ve sembollere bir önceki bölümde başlamıştık. Doğa imgelerini o gönderimden bulabilirsiniz. Şimdi renkler, hayvanlar, mevsimler gibi diğer imgelere değineceğiz.


❖Renkler: Exeunt çok kısa bir şiir olmasına rağmen renk kullanımında oldukça bilinçli bir karşıtlık kuruyor. Şiirde doğrudan adı verilen tek renk “gray” (gri). Bunun yanında “burning” ve yaz mevsiminin kendisi üzerinden sıcaklık, ışık ve ateş çağrışımları oluşturuluyor. Bu nedenle şiirin renk dünyasını yalnızca söylenen renkler üzerinden değil, sıcak ve canlı tonlardan soğuk ve solgun tonlara geçiş üzerinden okumak mümkün. Bu açıdan şiirde açıkça söylenmeyen ama hissedilen bir renk geçişi var:


Yazın sıcaklığı ve ateşi → son ışık → gri taş → kuru otlar → sessizlik


❖Mevsim ve Zaman: Şiirin merkezindeki en güçlü zaman imgesi yazın sona erişi. Ancak Wilbur bunu ani bir mevsim değişimi olarak değil, yavaş yavaş gerçekleşen bir tükeniş olarak sunuyor: “Yavaş yavaş ölür yaz” derken yaz adeta canlı bir varlık gibi yavaşça yok oluyor. “Son” ve “son ayin”  gibi ifadeler de bu sona eriş duygusunu sürekli güçlendiriyor. Yaz burada yalnızca bir mevsim değil; canlılık, sıcaklık ve güzellik gibi geçici şeylerin de bir simgesi haline geliyor. Zaman ilerledikçe tarladaki canlılık azalıyor ve şiir, yazın son anlarını neredeyse ağır çekimde izliyormuşuz hissi veriyor.


❖Ölüm ve Cenaze: Şiirin en belirgin sembolik katmanlarından biri ölüm ve cenaze imgeleri. Daha ilk dizede “Yvaş yavaş ölür yaz” ifadesiyle yaz canlı bir varlık gibi ölüyor. Ardından “yazın son ayini” ve “küçücük bir cenaze arabası” imgeleri geliyor. Böylece basit bir mevsim sonu, giderek bir cenaze törenine dönüşüyor. Özellikle cırcır böceğinin küçülmüş bir cenaze arabasına benzetilmesi, şiirin başındaki “ölüm” fikrini son dizede tamamlıyor. Buradaki ölüm yalnızca yazın ölümü değil; aynı zamanda geçiciliğin ve her güzel şeyin bir gün sona ermek zorunda oluşunun sembolik bir ifadesi olarak da okunabilir.


❖Tiyatro ve Sahne: Başlıktaki “Çıkış” kelimesi, şiirin tamamına yayılan tiyatro çağrışımının anahtarı. Exeunt, tiyatro metinlerinde karakterlerin sahneden ayrıldığını belirten bir terim ve şiirde yaz da adeta böyle bir oyuncu gibi sahneden çekiliyor. Tarla bir sahneye, yaz ise bu sahnede son gösterisini yapan bir oyuncuya dönüşüyor. Papatyanın yalnız kalması, seslerin azalması ve sonunda cırcır böceğinin kuru otların arasından çıkıp gitmesi, bu “sahneden ayrılma” hissini güçlendiriyor. Böylece başlık yalnızca şiirin konusuna değil, şiirin nasıl okunması gerektiğini de gösteriyor.


❖Yalnızlık ve Sessizlik: Şiirde canlılığın azalmasıyla birlikte yalnızlık ve sessizlik de giderek belirginleşiyor. “Tarlanın kıyısında bir papatya, tek başına kalır” dizesindeki yalnız papatya, bu duygunun en açık örneği. Ardından “Bütün sesler incelir, kısalır” diyerek doğadaki seslerin bile giderek kaybolduğunu görüyoruz. Yaz boyunca canlılıkla dolu olması beklenen tarla artık sessizleşiyor; geriye yalnızca zayıflayan sesler kalıyor. Bu sessizlik huzurlu olmaktan ziyade bir şeylerin sona ermesinin ardından oluşan boşluğu hissettiriyor. Papatyanın yalnızlığı ile tarlanın sessizliği birleşerek yazın artık eski canlılığından geriye çok az şey kaldığını gösteriyor.


❖Işık, Sıcaklık ve Karanlık: “Sıcaklığın son ışığı” ifadesinde karşımıza çıkan sıcaklık ve ışık imgesi, yazın geride bıraktığı son canlılık izini temsil ediyor. Buradaki sıcaklık yalnızca fiziksel bir sıcaklık değil; yazın ışığını, enerjisini ve canlılığını da çağrıştırıyor. Fakat bunun “son” olması önemli: Bu sıcaklık artık azalmakta olan bir şey. Ardından gelen gri taş ve kuru otlarla birlikte şiirin dünyası giderek daha solgun bir hal alıyor. Dolayısıyla ışığın ve sıcaklığın azalması, yazın ölümünü ve yaklaşan mevsim değişimini hissettiren önemli bir imge oluşturuyor.


❖Hayvanlar ve Canlılar: Şiirde hayvan olarak yalnızca cırcır böceği bulunuyor ve bu küçük canlı şiirin sonunda oldukça önemli bir sembole dönüşüyor. Cırcır böceği normalde yaz mevsiminin sesiyle ve dolayısıyla yazın canlılığıyla özdeşleşebilecek bir canlı. Ancak Wilbur onu canlılığın sembolü olarak bırakmıyor; “küçülmüş bir cenaze arabası misali” diyerek onu adeta yazın cenazesinin bir parçasına dönüştürüyor. Üstelik cırcır böceğinin “kuru otların arasından sürünmesi”, şiirin başındaki canlı ve sıcak yaz manzarasının artık geride kaldığını gösteriyor. Böylece şiirdeki son canlı hareket bile bir veda hareketine dönüşüyor.


❖Mekan: Şiirin mekanı oldukça dar: tarlanın kenarı, gri bir taş ve kuru otlar. Fakat bu sınırlı alan, şiirin bütün dünyasını taşıyor. Özellikle “Tarlanın kıyısında” ifadesindeki “kıyı” ya da “kenar” fikri sembolik açıdan dikkat çekici. Papatya tarlanın tam ortasında değil, onun sınırında ve üstelik yalnız. Bu, yazın da artık kendi son sınırına geldiğini düşündürüyor. Tarlanın giderek gri, kuru ve sessiz bir hale gelmesiyle mekan da yalnızca bir doğa görüntüsü olmaktan çıkıp yazın sona erdiği ve canlılığın çekildiği bir geçiş alanına dönüşüyor.


❖Geçicilik ve Vedalaşma: Bütün bu imgeleri bir araya getirdiğimizde şiirdeki en güçlü ortak duygulardan birinin geçicilik olduğunu görüyoruz. Yaz, sıcaklık, sesler, çiçekler ve canlılık kalıcı değil; hepsi yavaş yavaş çekiliyor. Fakat şiir bu değişimi büyük bir trajedi gibi sunmuyor. Bunun yerine her şeyi sessiz ve kaçınılmaz bir veda olarak gösteriyor. Bu nedenle Çıkış, yalnızca “yaz bitti” diyen bir şiir değil; doğadaki küçük değişimler üzerinden her güzel şeyin bir gün sahneden çekilmek zorunda olduğu düşüncesini işleyen bir şiir olarak okunabilir.


Burada paylaştığım bütün yorumların, şiiri okurken benim gördüğüm ve hissettiğim anlamlar olduğunu hatırlatmak isterim. Şiir gibi öznel metinlerde tek bir doğru yorum olduğuna inanmıyorum; aynı dize, farklı bir okuyucuda bambaşka bir duyguya veya düşünceye karşılık gelebilir. Belki benim yalnızlık olarak gördüğüm bir imge sizde huzur, benim vedalaşma olarak yorumladığım bir dize sizde umut duygusu uyandırabilir. Bu yüzden sizin Exeunt’u nasıl okuduğunuzu gerçekten merak ediyorum. Siz şiirde neler gördünüz, hangi imgeler sizde farklı bir anlam uyandırdı? Yorumlara yazabilirsiniz. Bir diğer bölümde edebi sanatlar, dil, sözcük gibi konulara değineceğiz...


Hiç yorum yok:

×