Öncelikle herkesin yeni yılını kutlarım. Biliyorum ki pandemi başladığından beri ülke olarak çok zorlu zamanlar geçirdik. Hepimiz yıprandık. Yeni yıl kutlama isteğimiz bile azaldı çoğumuzun. Benim hiç azalmadı açıkçası. Her yıl kar yağdığında nasıl çocuk gibi mutlu oluyorsam, heyecanlanıyorsam aynı şekilde yılbaşı içinde geçerli. Benim içinde çok zorlu geçen dönem oldu ama yine de yeni yıl benim için bir silkelenme, yenilenme dönemi. Umudum var. Diğer sene her şey daha iyi hatta çok çok daha iyi olmasına dair umutlarım. Peki siz bu sene yıl başı için ne düşünüyorsunuz? Kutlayacak mısınız, planınız var mı? Yorumlarda sizin de planlarınızı okumayı çok isterim!




Arkadaşımla yılbaşında bir şeyler yapalım diye güzel bir etkinlik, güzel bir konser ararken yılbaşında hiç bize göre bir konser ya da etkinlik olmadığını fark ettik. Ayrıca finallerim ayın üçünde, yani hemen yılbaşından sonra başlıyor. Üstelik ücretler de belli. Konserlere bakarken Evgeny Grinko konserine rastladık. Aslında ben Evgeny Grinko'yu yıllardır dinlerim ve konserine çok gitmek istemişimdir. Ama olmamıştı, şimdi elime böyle bir fırsat doğduğu için çok mutlu oldum.


Cumartesi sabahı hazırlanıp dokuza doğru hızlı trene son beş dakika zar zor attık kendimizi. Neredeyse kaçırıyorduk. Çok güzel kar manzaraları eşliğinde iki saatte Ankara'ya vardık. Otel girişimizi yapıp biraz dinlendik. Konser akşam saat 20:30'da ATO Conresium'da idi. ATO Congresium, Ankara'nın Çankaya ilçesinde bir kongre, fuar ve etkinlik merkezi. Buraya ilk defa gittim ve çok beğendim. Şansımıza da yılbaşı fuarı vardı. Birçok hediyelik süs eşyası bulunuyordu. Aralarında dolandıktan sonra konser alanına doğru yürüdük.



Konser alanı üst kattaydı. Beni çok sevindiren bir şey oldu ki o da sınırlı sayıda imzalı Evgeny Grinko cd ve plakları bulunuyordu. Sağ olsun canım arkadaşım hemen bana hediye etti. Konser alanına girdiğimizde salonu çok beğendik. Çok geniş olmasına rağmen düzen ve rahatlık vardı. Biz ortalarda bir yerde yerimizi kaptık. Sahne gayet hoş görünmesine rağmen sadece konser zamanı karanlık olduğundan dolayı sahnedekilerin yüzlerini seçmekte zorlandık. Ama sorun değildi.


Rus piyanist Evgeny Grinko'nun bateri ve gitar çaldığını bu konserde öğrenmiş oldum. Konser dehşet iyiydi, burada anlatamam bile aldığım hazzı. Gittiğim en iyi konserlerdendi. Orkestrasının muhteşemliğinin yanı sıra ses ve ışıklandırma için de kendi adamlarını getirmiş olduklarından inanılmaz bir atmosfer vardı. Ne yazık ki paylaşacağım videolarda kalite hiç belli olmuyor. Karanlık olduğundan dolayı ve de yüksek seste telefonum iyi kayıt alamadığı için. Aralarında iyi çıkanı paylaşacağim sadece.


Evgeny Grinko'nun çok sevdiğim Carousel eserinden bir kesit:



Bazen orkestra eşliğinde, bazen tek başına piyanosunu çalarken izleyicileri de şarkının içine almayı unutmadı EvgenyGrinko. Parmak şıklatmalarıyla, ritimli el hareketleriyle seyircilere de ritim tutturdu. Ayrıca izleyicisini güldürmeyi, şaşırtmayı da başardı. Mesela ilk şarkısının ardından: "Merhaba, ben Evgeny Grinko ve bunlarda arkadaşlarım" ve kimi şarkılarının ardından "Tesekkürler, tesekkur ederim" diyor Türkçe olarak ve hem bizi gülümsetiyor hem de bizi önemsediğini hissettiriyor.  Ayrıca konser tam bitecekken yani müzisyenler sahneden ayrıldıkları sıra ve herkes ayaklandıktan sonra birden tekrar sahneye çıkarak "Bir şarkı daha çalmaya karar verdik" diye dönerek en çok beğenilen şarkılarından Valse'ı ikinci kez çalarak bizi şaşırttılar ve sevindirdiler.


İnanın kaliteli bir şarkıcının konserleri, izlediğimiz kliplerden çok daha büyülü oluyor. Bu da onlardan biriydi. Asla unutamayacağım bir gece geçirdim. Umarım siz de iyi bir yılbaşı geçirirsiniz ve tekrardan...


herkesin yeni yılını kutluyorum 💖

Bloğumda son plan/programımı yaptıktan sonra (link) uzun süre uyuma/kalkma düzenimi otutturamadım. Verdiğimiz bir partiden dolayı sabahın beşinde uyuyup öğleyin bir gibi kalkmam üzerine o gün bugündür imkanı yok beşe kadar uyuyamıyorum, sabah da doğal olarak uyanmakta çok zorlanıyorum. E birde havalar iyice soğudu, burada kar yağdı, bugün -11'i buldu. Hal böyle olunca kalkmak daha zorlaştı. Bugün ne olduysa gece geç yatmış da olsam yedi gibi uyandım ve daha da uyuyamadım. Bugün itibari ile düzene girecek sanırım. Yedi de kalktım ve uzun zamandır ara verdiğim sabah yürüyüşüme çıktım. 




Açıkçası sıkı giyinsem de çıkarken bu kadar soğuk olduğunu bilmiyordum. Bizim kampüsün içinde yürüdüm. Düşmemek için baya zorlandım. Ağaçlık alanların içine girdim çıktım. Oralarda daha fazla karlar.




Konya'nın havasını seven nadir insanlardanım sanırım. Soğuk havaları ve kış mevsimini çok daha fazla seven bir insan olarak yıllarca Ege'nin sıcağını çektiğimden dolayı olabilir. Burada her sene kar yağıyor. Yaz akşamları serin oluyor. Denizli'de ise yazın kaçacak yer ararsın. Şanslıysanız, varsa bir köyünüz hemen atarsın kendini oraya.




Böyle dediğime bakmayın, Denizli'yi çok severim. Geçen sene güneşli bir günde Bağbaşı Yaylası'na çıkmıştık teleferik ile. Aslında burada da yazmıştım ama sildiğim gönderiler arasında. Ahh niye sildim onca güzel gönderimi bilmiyorum. Neyse, güneşli bir gün olmasına rağmen önceki gün kar yağmış ve inanılmaz güzel bir manzara ile karşılaşmıştık. İşte orada çektiğim resimler:




Bu resmi çekerken arkadaki çifti fark etmemiştim. Ama nasıl güzel denk gelmişler! Favori resimlerimden oldu! Sanki orada poz vermişler gibi olmuş.





Önceki, o sildiğim gönderimde de yazmıştım ama tekrar yazayım bakalım. Son resimde, sol alt resimde tavşan ayak izleri bulunuyor. Fark edebilen olacak mı bakalım. Resme sağa tıklayıp, yeni sekmede aç deyip yakınlaştırabilirsiniz!


Sizin oralarda havalar nasıl peki? Bu arada sevgili takipçilerim, soğuk günlerde benim gibi en çok göz kapakları üşüyen var mı acaba? Çevremdekiler bu durumu garip karşılıyor. Ama göz kapaklarım en çok üşüyen yerim oluyor! 


***

Son resimde tavşan ayak izleri gerçekten çok zor görünüyor, o yüzden merak eden varsa diye buraya yakınlaştırılmış şekilde tekrar ekliyorum!




 


Eveet, siz de benim gibi her gün yumurtasız olmaz diyenlerdenseniz ve her gün klasik haşlama yumurta, tavada yumurta gibi şeylerden sıkıldıysanız benim çok hoşuma giden bir yumurta tarifini deneyebilirsiniz. Hem çok yararlı hem de çok kolay yapımı. 


Malzemeler

  • Yumurta (Kişi sayısı kadar)
  • Kaşar, çeçil ya da parmesan peyniri
  • Karabiber
  • Tuz

Hazırlanışı
  • Fırınımızı 230 dereceye ayarlıyoruz öncelikle.
  • Yumurtaların sarılarını beyazlarından ayırıyoruz.
  • Mikserin içine yumurtanın beyaz kısmını koyduktan sonra üzerine küçük bir tutam tuz ekliyoruz. Mikserimizi önce yavaş hız da sonra biraz hızını arttırarak yumurta katı bir hale gelene kadar karıştırıyoruz.
  • Rendelenmiş peyniri yavaşça yumurtanın beyazına ekliyoruz. Daha sonra yumurtanın beyazına bulut şeklini vererek önceden ısınmış fırına koyuyoruz. Üç dakika 230 derecede bekletiyoruz.
  • Üç dakika geçtikten sonra fırınımızı açarak beyaz bulutumsu yumurtalarımızın tam ortasına sarılarını ekliyoruz ve üç dakika daha bekletiyoruz.
  • Dilerseniz üzerine ya da yanına istediğimiz başka şeyleri ekleyebiliriz. 

Afiyet olsun. :)

 


Herkese merhaba! Bugün size güzel mi güzel, bol macera, aksiyon, heyecan, arkadaşlık, dövüş, kan, şiddet içeren bir süper kahraman dizisi önereceğim. Açıkçası süper kahraman dizilerine, filmlerine, çizgi romanlarına o kadar da merakım yoktur. Ama bazen denk gelince izlerim, okurum. Bu da iyi ki denk gelmiş dediğim bir dizi. Eğer süper kahramanlı dizileri seviyorsanız kesinlikle soluksuz izleyeceğiniz bir dizi olacak. Neymiş bu çok beğenerek izlediğim dizi size bahsedeyim.


17 yaşına gelene kadar herhangi bir güce sahip olmayan Mark'ın güçlerinin ortaya çıkmasıyla başına gelen olaylar anlatılıyor. Ama gücünün ortaya çıkmasının ardında da çok merak ettirici, gizemli konular yatıyor. Dizinin jenereği de fazlasıyla ilginç. Çünkü ilk başta normal bir Invincible jenereği giriyorken her bölümün daha fazla kanlanmasıyla jenerikte de kanlanmaya başlıyor. Bu en çok dikkatimi çeken ve hoşuma giden şeylerden biriydi. Dizinin içeriğinde de bu tarz şeyler bulunuyor. Mesela dizi de asla Invincible kelimesi geçmiyor. Peki ne oluyor? İzleyin görün diyeyim. Spoiler vermeyeyim.


Dizi ilk olarak Amazon'da 25 Mart 2021'de yayınlandı. Sadece ilk sezonu çıktı şu ana kadar. Yedi bölümden oluşuyor ve yaklaşık bir saat sürüyor. Amazon ikinci ve üçüncü sezonlarının geleceğinin sözünü de verdi. Heyecanla bekliyoruz! 


Robert Kirkman tarafından oluşturulmuş aynı isimli çizgi roman Invincible; yine Robert Kirkman, Cory Walker, Ryann Ottley eşliğinde dizisi çıkageliyor. En iyi erkek oyuncu dalında Oscar ödülünü kazanan Steven Yeun ise seslendirmesini yapıyor. 


İzlemeli misin? Kesinlikle, kesinlikle, kesinlikle! Fazla şiddet ve kan içerdiğinden dolayı çocuklar için uygun olduğunu düşünmüyorum sadece. Zaten yetişkinlere yönelik diye de vurgulanıyor.

 Yaklaşık iki ay önce Sağlık & Fitness Rutinim ile planlarımdan bahsetmiştim ve bu planlarımın değerlendirmesini bloğumda tekrar yapacağımı söylemiştim. Kısaca ne kadarına uydum, neler yaptım özet geçeyim. Bir ay boyunca kahveye ara vermek dışında çoğuna uyduğumu söyleyebilirim. Her sabah beşte kalktım. Beni inanılmaz iyi hissettirdi. Yapamadığım diğer şey ise fitness ve yürüyüşü aynı günlerde yapmak. Spora da yeni yeni alıştığımdan, ayrıca okula da git - gel yaptığımdan (okula da genelde yürüyerek gidip geliyorum, evim yakın) biraz zorladı. Bu yüzden spor yaptığım haftanın dört günü yürüyüşe çıkmadım. Bunun dışında her şeye uydum ve beni inanılmaz güçlendirdiğini hissediyorum. Daha fazla meyve ve sebze yedim. Gerçi şimdi meyvelerin çoğunda da zehir var. Instagram üzerinden paylaşmıştım. Sağlıklı beslenebiliyor muyuz emin olamıyorum ama elimizden hiçbir şey gelmiyor. Üzülüyorum.



Bir ay sonra kalkış saatim değişti. Beşten yediye çıktı. Aslında ben beşte kalkmaktan gayet memnundum. Bence günün en güzel saatleri. Gececiler bile uyumuş oluyor, beşte uyanan pek yok bizim toplumumuzda. Günün en sakin anları. Güneşten bile önce uyanmak bir çeşit güç veriyor. Tabii bunlar değildi sadece; ayrıca sabah saatimi uzatmak benim için çok yararlı oluyor. Önceki gönderimde de dediğim gibi ben kendimi en çok sabahları verimli hissediyorum. Kitap okuyorsam en çok o saatte kendimi verebiliyorum, ders çalışıyorsam en çok sabah saatlerinde kafama iyice dank ediyor. Fakat bir problem oldu. O da bu kadar erken kalktığım için doğal olarak erken yatmak zorunda kalıyordum, dokuz ile on buçuk arasında. Ve genelde bizim insanlarımız gece geç uyumayı bir marifet sandığı için -tabi gerçekten gece vakti kendini verimli hissedenler olabilir ama çoğunluk biraz böyle geldi böyle gidiyor gibisinden - çoğu arkadaşımla, tanıdıklarımla geçirebildiğim zaman neredeyse yok oldu. Hem onların hem benim de programım yoğun olduğundan akşamları dışında pek görüşememe gibi durumlar oldu. Böyle olunca istemeye istemeye fedakarlık yapan ben oldum. Yine çok şikayetçi değilim. Yedide uyanıyorum artık. Bundan sonra da böyle gidecek.



Şimdi gelelim kış rutinime. Bu plandan çok hala değiştirmekte zorlandığım ama kesinlikle değiştirmeye kararlı olduğum şeyler. Ayrıca önceki gönderimde dediğim gibi; eğer siz de bu hataları yapıyorsanız size de belki bu yazım yararlı olur. Ayrıca kış geldi. Havalar karardı ve hepimizi bir şekilde hava değişiminin etkilediğini biliyorum. Hepimizin bir bakıma ihtiyacı var; hem fiziksel hem duygusal olarak. Bu yüzden İngilizlerin cozy olarak adlandırdıkları ve Türkçe de ise hani böyle kendimizi evimizde gibi hissettiğimiz sıcacık,samimi ortamlara ya da o atmosferi veren yerler/şeyler için kullanılıyor. Benim de rutinlerim kışa uygun, sıcacık ve size de önerdiğim şeyler olacak.



🧘Güne beş dakikalık yoga ile başlamak

Çoğumuz -ve buna ben de dahil- yoga gibi şeylere alışkın değil. Ama bundan sonra güne daha pozitif ve enerjik başlayabilmek için, uyanır uyanmaz on beş dakika boyunca telefona bakmak yerine yatakta egzersiz ile başlayacağım. Bir yandan kaslarımı gevşetirken bir yandan da kendimi motive edecek şeyleri düşüneceğim. Yani gün içinde yapılacak şeyleri, yapmam gerekenleri, bunlarla ilgili olumlu şeyleri vs. Eğer siz de böyle bir şey yapmayı düşünürseniz ve nasıl yoga yapacağınızı bilmiyorsanız sizinle benim izlediğim YouTube videosunu hemen aşağıda paylaştım. Dili ingilizce. Fakat YouTube da türkçe olarak ararsanız da milyonlarcasını bulabilirsiniz. İşte benim takip ettiğim video:

10 min Morning Yoga Scretch IN BED


✍🏻Uyanır uyanmaz telefonda vakit geçirmek yerine daha sakinleştirici ya da zihin açıcı şeylerle uğraşmak

Uyandık. Telefonda saatimize baktık. Bildirimlerde gelen mesajlarımızı, Instagram bildirimlerimizi vs. gördük ve hemen o tuzağa düştük. On - on beş dakika belki de daha uzun bir süre gözlerimizi telefondaki mesajlardan, bildirimlerden, sıkıcı haberlerden alamadık. Günümüzü resmen zehir ettik şu an. Beş - on dakikalık yoga sonrasında tüm zehirli şeyler yine dolduruverdi içimizi. Belki, WhatsApp gruplarından gelen gereksiz dedikodular sonrasında Instagram ya da Twitter'da bir gördüğümüz influencer aklımızı başından alırken hemen altında gördüğümüz, günümüzü zehir eden haber beynimizi aynı anda birçok yönde çalıştırarak yorabilir. Bunun yerine yogadan sonra da daha yararlı şeylerle devam etsek iyi olur. Kitap okuma, yürüyüşe çıkma, bir şeyler yazma ya da çizme gibi sakinleştirici eylemler. 


Ayrıca kendime bununla  ilgili bir trick yani püf noktası buldum. Bir şeye ara verdiğimde kesinlikle sosyal medyalardan uzak durmalıyım. Yani mesela yoga yaptım, sonra aa dur ara verdim nasılsa bir sosyal medyalarıma göz atayım ya da kitap okudum, şimdi telefonda zaman geçirmeyi hak ettim işte! gibi sözler tam bir tuzak gibi. Ara vermelerimde telefona bakmayacağım. Ve aynı şeyi size de öneriyorum. Kendimize belki bir limit koymalıyız. Hatta belki saatini bile seçebiliriz. Mesela akşam şu saatte sadece on beş dakika zaman geçireceğim gibi. Bu, evet, sosyal medyaya ara verme gibi bir şey ama inanın akıl sağlığımız, zinde olmamız, sakin kalmamız gibi şeyler için son derece önemli.



🎄 Doğada yürüyüşe çıkmak ve etrafımızdaki dünyayı gözlemlemek

Benim en favori eylemlerimden biri bu zaten. Kar, kış, sıcak, soğuk demeden mutlaka yürüyüşe çıkarım. Hele ki soğuk günlerden sonra bir kış güneşi çıkıverdiyse keyfime diyecek yok! Umarım yakınınızda güzel bir yürüyüş alanı bulunacak kadar şanslısınızdır. Benim yakınımda var. Parkın içindeki gölün kenarından geçmek, görebilirsem sevimli hayvanları izlemek tamamen benim günümü gün ediyor!




☕🎥 Birazda kışı hissedelim ve kış soğuğunda sıcak bir şeyler içip film/dizi izleyelim!

Öncelikle kahveyi azaltamadığımı ama bu sefer azaltmakta kararlı olduğumdan bahsetmiştim yazımın başında. O yüzden öncelikle bir ay boyunca hiç içmemeyi düşünüyorum. Zaten kışın en sevdiğim içecek kahve değil. Sıcak çikoalata! Sıcak çikolata, sıcak bitki çayları eşliğinde mevsimsel filmler/diziler izlemeyi planlıyorum. 


Bir süre bu şekilde geçecek günlerim bir problem çıkmazsa. Peki siz kış planınızı yaptınız mı? Yapmayı planlıyor musunuz! Yorumlarda siz de fikirlerinizi benimle paylaşın!


***

Resimler bana ait olup farklı zamanlarda farklı mekanlarda çekilmiştir.

Son bir haftadır tam anlamıyla son vitese ayarladım kendimi. Uzunca bir süredir hem sağlığım hem de zindeliğim inanılmaz derecede arka plandaydı. Bir süredir sürekli fast-food tarzı yemekler, abur cuburlar, hantallığım fiziksel olarak, gündelik ve kimi özel sorunlar ise beynimi tam anlamıyla yıprattı. Bunun farkında olmama rağmen bir türlü kendimi durduramadım. Ancak bir hafta önce kendime resti çektim. Ve henüz bir hafta olmasına rağmen hem fiziksel, hem de psikolojik olarak çok daha güçlü, rahatlamış, zinde ve mutlu hissediyorum. 


Yazıma geçmeden önce şunu da belirtmek istiyorum, sitemi uzun zamandır takip edenler sitemi sıfırladığımı bilir. Ayrıca sitem için kullandığım blogger.com platformu da mail ile sitelerini takip etme özelliğini kaldırdı. Yani bu demek oluyor ki; eğer sitemi önceden takibe aldıysanız şu anda takip etmiyorsunuz. Eğer gönderilerimi beğeniyorsanız tekrar ana sayfamın en altındaki Haber Postası kısmını doldurarak mail ile abone olabilir ya da blogger kullanıyorsanız sağ taraftaki Blogger ile takip et butonunu kullanabilirsiniz!







Bu hafta kendime yaptığım planı şöyle bir ay boyunca uygulamayı ve ondan sonra tekrar bununla ilgili bir yazı yazmayı planlıyorum. 


5:00 - Uyan ve kitap oku

Saat kaçta yatarsam en geç sekizde ayakta olurdum. Son bir aydır altı da kalkıyorum. Güneşin doğuşunu görmek beni mutlu hissettiriyor. Şimdi bunu beşe çektim. Genelde kalktığımda ilk yaptığım şey oyun oynamak olurdu ama son bir haftadır bunu daha yararlı bir biçime sokmaya karar vererek bir saat kitap okumaya karar verdim. Şimdi, kitap okuduktan sonra zihnimi güne daha iyi hazırlamış gibi hissediyorum.


6:00 - Yürüyüş

Pazar günü dışında her sabah yürüyüşe çıkıyorum. Aslında uyanır uyanmaz yani saat beşte ilk bunu yapmayı tercih ederdim ama ülkemizin durumu malum. Karanlıkta Türkiye'de neler olur bilinmez. Altı da en azından hazırlanıyorum, altı buçuk gibi en geç çıkıyorum, güneşte doğuyor oluyor, yedi buçuk gibi geri evde oluyorum. Kaldığım daire kampüsüme çok yakın. Kampüsü turlayıp geliyorum. 


Kabul ediyorum, sabahın altısında sıcacık evinden çıkıp sepserin havada yürümek bazen çok zor geliyor ama şunu da biliyorum tek bir planımı atlarsam günümün geri kalanındaki hiçbir şeyi doğru düzgün yapamayacağım. Çünkü ne zaman bir planımı uygulamasam e bunu yapmadım bunu yapmasam da olur diyorum, hele ki bu şey sabah ilk yapılacaklar arasındaysa! Çünkü, akşam için birçok bahane bulabiliriz ama sabahın köründe ne yapılabilir ki başka? Zaten dışarı çıkınca çokta keyif alıyorum. 


7:00 - Kahvaltı

Öncelikle bağımlılıklarımdan biri haline gelen kahveye bir ay ara veriyorum. Çok fazla kafeinden ötürü aritmi başladı. Sevdiğim şeyleri çok fazla abartma gibi bir zayıflığım vardır. Bir ay sonra da hafta da iki üç gün bir bardak içeceğim.


Mutfak işlerinde hala yeniyim. Ama yürüyüşten sonra ve okulumdan önce güzel bir kahvaltı da tüm günümü etkileyen faktörlerden. Sağlıklı ve hafif bir kahvaltıyla okula hazırlanmış bulunuyorum. 




8:00 - 18:00 Çalışma

Kahvaltıyı da tamamladıktan sonra geriye tek bir iş kalıyor. Dersler ve okul. Sporu akşam yapmayı tercih ediyorum. Okul genelde öğleyin 10:40 ile 13:00 arasında değişkenlik gösteriyor başlaması ve akşam 5-6 civarı bitiyor. Tabi bunun öncesinde erken uyandığım için tekrarlar, okunacaklar vs. üzerinde çalışılıyor. Bir de son senem olduğundan dolayı tez var. 


19:00 Akşam Yemeği

Okuldan geldikten sonra en önemli şey akşam yemeği. Okulun yemekhanesine kaydolsam da çok yorgun değilsem evde kendim hazırlamaya çalışıyorum çünkü hem dediğim gibi mutfak işlerinde yeniyim, öğrenmem gerektiğini düşünüyorum hem de bu sıralar garip bir şekilde zevk almaya başladım. Garip bir şekilde dememin nedeniyse önceden takip edenler bilir, mutfak işlerinden hiç hoşlanmam.


İçinde et olmayan bir akşam yemeği beni doyurmaya yetmezdi. Ama artık eti ve ekmeği azalttım. Daha çok sebze, salata ve meyve. 


20:00 Fitness

Haftanın dört günü saat akşam sekizde, akşam yemeğinden bir- iki saat sonra kendim evde spor yapıyorum. Aslında spor salonuna gitmeyi tercih ederim ama henüz kendime uygun bir spor salonu bulamadım. Bulursam yazılacağım. 


21:30 Yürüyüş ve Ertesi Güne Hazırlanma

Bu saatte yine yürüyüş -ama kısacık- bir yürüyüş yapıyorum, hava almak için. Derslerimi genelde sabah saatlerinde çalışıyorum anlayacağınız. Yürüyüşten sonra bazen dizi izliyor ve on bir gibi uyuyorum. Altı saatlik bir uyku bana yetiyor.


Evet, bu plana bir ay kadar sadık kalmayı planlıyorum. Ondan sonra kendime şöyle bir geri dönüp bir şeyler değişmiş mi diye bakacağım. Çünkü değişime, kendimi yenilemeye çok ihtiyacım var. Bu yazdıklarımın dışında da kendimde değiştirmeye çalıştığım şeyler var. Şu ana kadar çoktan değiştirmiş olmam gereken. Kendime bu kadar yüklenmek doğru olur mu bilmiyorum ama yapabileceğime inanıyorum. Yani oturup, kendimle bir konuşma yapıp, bu planı hazırlamam gerekiyordu. Umarım siz de okumaktan zevk almışsınızdır. Belki siz de benim gibi zindeliğinizden ve sağlığınızdan memnun değilsinizdir ve bu yazım size ihtiyacınız olan gücü verir. Tabii ki bulunduğunuz yerden çok fazla memnunsanız önünüzde şapka çıkarıyorum. Her şey sağlık ve mutluluk için.


--------------


Instagram: @kayipfisilti









Konya'nın en sevdiğim yerlerinden biri Japon Parkı. Konya'nın gezilecek her yerini gezdim. Beyşehir Gölü bir, Japon Parkı iki benim gözümde. Şöyle kışı henüz hissetmemişken, hatta sonbaharın tadı bile yavaşça belirirken bir daha uğrayayım dedim buraya. Her mevsimde çok ayrı güzel burası. Zaten takip edenler bilir, buradan önceden bahsetmiştim. Hem yazın, hem kışın resimler paylaşmıştım. Şimdi ki resimlerde de sonbaharın etkisinde...





Yinede, önceki gönderileri sildiğim için, kısacık bahsedeyim buradan. Burası Konya'nın Selçuklu ilçesinin Kosova mahallesinde yer alıyor. Yani şanslıyım ki, bana yakın! Konya ve Kyoto Belediyeleri arasında imzalanan kardeş şehir anlaşması sonrasında yapılmış. İçinde isminden anlaşılabileceği üzerine Japon mimarisinden etkilenilmiş oturma yerleri ve restoranlar; ayrıca yine Japonlara özgü bitkilerin bulunduğu, küçük ve büyük göllerle süslenilmiş 36 bin metrekarelik bir alan.





Arkadaki evlerin manzarayı bozduğunu ben de düşünüyorum, evet. Keşke bir şekilde görünmeseydi oralar. Çünkü parkın etrafı normal apartmanlarla dolu. Restoranda bir kere oturmuştum geçen sene gittiğimde fakat Japon yemeği yeme fırsatım olmadı çünkü gittiğimde belirli günlerde Japon yemeklerinin çıktığı söylenmişti. Ama tekrar gideceğim ve o zaman ilk Japon yemeği tecrübemi yazacağım -hiç yemedim daha önce-. 



Japon yemeklerinin yanında kahvaltılıklar da bulunuyor. Hafta içi 8:30-12:00 saatleri arasında, hafta sonu ise 08:30 – 13:30 arasında açık oluyor. Rezervasyon gerektirmiyor ama bazen yer olmayabiliyor. 





Bu gittiğimde önceden birkaç kez buraya uğramış olmama rağmen önceden keşfetmemiş olduğum bir yolu keşfettim. Yukarıdaki resimdeki yol. Nedense küçük bir mutluluk verdi bu yol. Böyle uzun ince, etrafı bitkilerle, ağaçlarla dolu bir yol. Hatta bu yolda evlerde görünmüyor, sanki Japonya'da büyük bir ormandasınız hissini veriyor. Bu nedenle beni çok etkiledi.








Sonbahar mevsimi ne giyersen giy normal karşılanabilecek dönem, hava nasıl olursa olsun herkes de farklı bir kombinle karşılaştığımız o garip dönem. Tişört, askılı, ince, kalın, kazak, palto, şort, her türlüsüne denk geliyoruz. Ama ben soğuklar gelene kadar içime ince giyinip üzerimde özellikle şalı bırakamayanlardanım! (Hmm... Evet, hemen yukarıdaki resimde neredeyse bırakacakmışım gibi, farkındayım!) Peki siz nasıl bir giyimi tercih ediyorsunuz?


Diğer resimler...








***

Eğer gönderilerimi beğeniyorsanız ana sayfamın en altındaki haber postasına abone olabilirsiniz! Böylelikle son gönderilerim mailinize hemen düşüverir!
Diğer gezi yazılarımı okumak için: link

Instagram

Kayıp Fısıltı. Theme by STS.